Anlaşmalı Boşananlar Nasıl Tespit Ediliyor?

0
48

Muvazaalı Boşanma5510 Sayılı Kanun’da yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızlarının, her birine ölen sigortalının aylığının %25’inin bağlanacağı hükme bağlanmıştır. Bu şekilde devlet zor durumda kalan ve ihtiyacı olan kız çocuklarının veya dul kadınların mağduriyetini bir nebze azaltmayı amaçlamıştır.

Hal böyle iken iyi niyetli olmayan kişilerce yasanın hükmünden istifade edilme olasılığına karşı da “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıklarının kesileceği ve bu kişilere ödenmiş olan tutarların, 5510 sayılı Kanun’un yersiz ödemelerin geri alınması hükümlerine” göre tekrar alınacağı belirtilmiştir.

Söz konusu yasa hükümleri çerçevesinde uygulamada gerek bu kişilerin tespiti, gerek tespit sonucu ödenen aylıkların tahsisi gerekse hukuksal süreçte sıkıntıların olduğu görülmektedir. Belirtilen sıkıntılar sadece 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’yla sınırlı kalmayıp Medeni Kanun hükümlerinden de kaynaklanmaktadır. Makalemizde hukuksal çerçevede söz konusu uygulama problemlerine değinilecektir.

Öncelikle evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızlar baba veya annelerinden kalan maaşları alabilmek için aile mahkemesine başvurarak evliliklerini sonlandırmaktadırlar. Evliliğini resmi olarak sonlandıran kız çocuğu Sosyal Güvenlik Kurumu’na başvurup ölen kişiden hak sahibi olduğu gerekçesi ile payına düşen aylığı talep etmektedir. Söz konusu taleple ilgili olarak durumun Kurum olarak incelenmesi için talep Sosyal Güvenlik Denetmenlerine intikal ettirilmekte ve Kurum Denetmenlerince kişi ile ilgili inceleme başlatılmaktadır.

İnceleme sırasında Denetmenlerin tespitle ilgili üzerinde durduğu nokta, talepte bulunan kişinin yasada ifade edildiği şekilde “boşandığı eşiyle fiilen yaşamasının” gerçek olup olmadığına yönelik tespite ilişkin durumdur. İşte bu noktada bir cümledeki iki kelime incelemenin ana unsurunu oluşturmaktadır. Birincisi “boşandığı eşiyle” kavramı, ikincisi ise “fiilen yaşama” kavramıdır. Bu iki kavramın (özellikle “fiilen birlikte yaşama” olgusu) somut dayanaklarının olmaması nedeniyle SGK tarafından yapılan tespitler sonucunda ödenen aylıklar ilgililerden tahsil edilmekte ve kişilerle ilgili hukuki süreçler de devreye girmektedir. Ancak hukuksal anlamda muallak ve yoruma açık kavramlar SGK’yı hem iş yoğunluğu anlamında hem de kaybedilen davalar sonucunda maddi anlamda sarsmaktadır.

Bunlarda birincisi olan “boşandığı eşiyle birlikte yaşama” kavramını ele alalım. Şöyle ki; boşanan kadın eğer boşandığı eşiyle yaşıyorsa aylığı kesilecek, boşandığı eşiyle değil de başka biriyle resmi nikahsız yaşıyorsa aylık kesilmemektedir. O zaman diyeceksiniz ki aylığı bağlamanın asli anlamı nedir? Tabii ki aylık, boşanma sonucunda zor durumda kalabilecek kadınla ilgili devlet tarafından yapılan bir katkı niteliği taşımaktadır. Ancak bu katkı kadının boşandığı eşiyle birlikte yaşamayıp başka biriyle yaşam olduğu zaman mı yapılmalıdır, kadın o durumda ihtiyaç sahibi mi olmaktadır? Burada boşanılan eş devlet tarafından amiyane tabirle günah keçisi konumuna getiriliyor ve kadın başka biriyle yaşadığı zaman hiçbir problem kalmıyor. Bu uygulamada çok yerde de ifade ettiğimiz şekilde ülkemizde maalesef nikahsız birliktelikleri artırmaktadır. Bu da sosyal devlet ilkesi gereği kişilere yardım etme amacı güderken başka bir sosyal sorunu da beraberinde getirmektedir.

İkinci husus ise “fiilen birlikte yaşama” olgusudur. Fiilen birlikte yaşamak nedir? Fiilen birlikte yaşama toplumumuzda aile kavramı çerçevesinde değerlendirilen ve çiftlerin bu kapsamda yaşamalarıdır. Ancak bu ifade uygulamada muallâk bir durum arz etmektedir. “Bu ifadenin SGK tarafından açıklığa kavuşturulmaması ve herkesçe bilinen bir tanımının yapılmaması; eski eşin çocuklarını görmek için eve uğradığı, sadece gündüz geldiği ama geceyi başka yerde geçirdiği veya haftada bir kaç kez sadece çocuklarla kişisel ilişkisini koparmama adına eve geldiği veya ayda bir, haftada bir gibi çok uzun aralıklarla ve misafir sıfatıyla öylesine geldiği ama fiilen birlikte yaşamadığı gibi iddialarla karşılaşılması halinde, bu beyanların nasıl değerlendirilmesi gerektiği gibi birçok soruyu beraberinde getirecek, tartışma yaratacak, yargıyı ve kurumu meşgul edecek pek çok somut olayla karşılaşılmasının kaçınılmaz olduğu bir gerçektir.

Bu ifade ile boşanan eşin eski eşe dönmesi cezalandırılırken, eşin yeni biri ile görüşmesinde bir sakınca görülmemektedir ki, her iki durum da aslında Anayasa ile güvence altına alınmış olan özel hayata müdahale niteliğinde sayılabilecek hallerdir.[1]

Söz konusu muvazaalı durumla ilgili diğer bir sıkıntı da son zamanlarda verilen konuya ilişkin yargı kararlarıdır. Yargının vermiş olduğu kararların genel dayanağı, muvazaalı boşanmanın tespitinin çevre soruşturmalarından ziyade daha çok resmi belgelere dayandırılması gerektiğidir. Yukarıda açıklandığı üzere muallak bir durumun çevre soruşturmalarından alınan ifadelerle değil de, nasıl resmi belgelerle ortaya konulacağı da düşündürücüdür. Kaldı ki SGK konuyla alakalı inceleme çerçevesi çizmiş olsa da, söz konusu incelemelerin bitirilmesi ile ilgili verilen süreler, bütün Kurumun denetim yükünü üstlenen Sosyal Güvenlik Denetmenlerinin bu tür incelemeleri belirtilen şekil ve usulde yapmasına imkan bırakmamaktadır.

Sonuç olarak yukarıda açıklandığı üzere yasada konuya ilişkin geçen ifadeler bu hakkın hak edenlere tanzimini imkânsız kılmakla kalmayıp sosyal yapının bile bozulmasına sebebiyet vermektedir. Düşüncemiz en kısa sürede söz konusu “evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızların” bu maaş bağlama koşullarında daha açık ve net kriterlerin getirilmesi gerektiğidir.

[1] İlkay ALTINPINAR, “Muvazaalı Boşanma Nedeni İle Bağlanan Aylıklar Başkası İle Birlikte Yaşama Halinde Kesilmez!”, Yaklaşım, Şubat-2009

Osman ÖZBOLAT

Bu yazı MuhasebeTR sitesinde yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz