Yargıtay Yurt Dışında Çalışmaya Başlama Tarihini İşe Başlama Tarihi Olarak Kabul Ediyor

Sigortalının çalışmaya başladığı tarih konusu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 01.10.2008 tarihi itibarıyla yürürlüğe girmesiyle yürürlükten kaldırılan diğer temel Sosyal Güvenlik Kanunlarında (1479 ve 5434 sayılı Kanunlar) önem arz etmese de,  mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu uygulamasına göre oldukça önem arz etmektedir. Zira söz konusu Kanun uygulamasına göre sigortalı çalışmaya başlama tarihi ne kadar çok önceye dayanıyorsa, yaşlılık sigortasından emekli olmak o kadar kolaylaşmaktadır. 5510 sayılı Kanun öncesi sigortalı olanlar için eski mevzuat hükümleri hala uygulanmakta olduğundan, 01.10.2008 tarihinden önce sigortalı olanlar için sigortalı olarak çalışmaya başlama tarihi önemini korumaya devam etmektedir.

30.05.1978 tarih ve 2147 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Çalışma Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanunla(1) yurt dışında çalışanlara, yurtdışındaki çalışmalarını borçlanmak suretiyle emeklilik hakkı getirilmiştir. Bu Yasa uygulamada birtakım sorunlara neden olduğu için 08.05.1985 tarih ve 3201 sayılı Yasa ile(2) 2147 sayılı Kanun kaldırılmak suretiyle yurtdışı hizmetlerinin borçlanılması hakkıyla ilgili daha detaylı bir düzenleme yapılmıştır. 3201 sayılı Kanun’da son olarak 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanun’un 79. maddesiyle(3) önemli değişiklikler yapılmıştır.

II- 17.04.2008 TARİH VE 5754 SAYILI KANUNLA DEĞİŞTİRİLMESİNDEN ÖNCE 3201 SAYILI KANUN’A GÖRE SİGORTALI ÇALIŞMAYA BAŞLAMA TARİHİ

Kanun’un “Süre Tespiti ve Sigortalılığın Başlangıcı” başlıklı 5.maddesinde;

“…Sosyal güvenlik kanunlarına tabi hizmetleri olanların, borçlandıkları gün sayısı, prim ödeme gün sayıları ile fiili hizmetlerine katılır. Sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler borçlanılmış ise, sigortalılığın başlangıç tarihi, borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülür.

Sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi hizmeti bulunmayan istek sahiplerinin sigortalılıklarının başlangıç tarihi, borçlarını tamamen ödedikleri tarihten borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülen tarihtir.” hükümleri yer almaktaydı.

III- 5754 SAYILI KANUNLA DEĞİŞİK 3201 SAYILI KANUN’A GÖRE SİGORTALI ÇALIŞMAYA BAŞLAMA TARİHİ

3201 sayılı Kanun’un “Süre Tespiti ve Sigortalılığın Başlangıcı” başlıklı 5.maddesine 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanun’un 79. maddesiyle aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. Düzenlemeler 08.05.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

“…(Ek fıkra: 17.04.2008-5754/79 md.) Yurt dışı hizmet borçlanmasına ait süreler 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na göre hangi sigortalılık haline göre geçmiş sayılacağının belirlenmesinde; Türkiye’de sigortalılıkları varsa borçlanma talep tarihindeki en son sigortalılık haline göre, sigortalılıkları yoksa aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında geçmiş sigortalılık süresi olarak kabul edilir.

(Ek fıkra: 17.04.2008-5754/79 md.) Sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış ülkelerdeki hizmetlerini, bu Kanun’a göre borçlananların, sözleşme yapılan ülkede ilk defa çalışmaya başladıkları tarih, ilk işe giriş tarihi olarak dikkate alınmaz.”

IV- SGK GENELGESİ

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’nca çıkarılan 08.06.2011 tarih ve 2011/48 sayılı “Yurtdışı Borçlanma ve Tahsis İşlemleri Genelgesi”nin 8.1.4. maddesinde;

“Sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış ülkelerdeki sürelerini Kanuna göre borçlananların, sözleşme yapılan ülkede ilk defa çalışmaya başladıkları tarih, sözleşme hükümlerine göre kısmi aylık bağlama durumları hariç olmak üzere Kanun’a göre aylık bağlama şartlarının tespiti ve aylık bağlanması sırasında ilk işe giriş tarihi olarak dikkate alınmayacaktır.”

Aynı Genelge’nin 8.1.6.maddesinde de;

“Yurtdışı borçlanmasından sonra malullük aylığı bağlanması talebinde bulunan sigortalıların Kurum sağlık kurullarınca 5510 sayılı Kanun’un 25. maddesine göre ilk defa çalışmaya başladığı tarihte malullük durumu incelenirken;

a) Türkiye’de çalışması bulunmayanların sigortalılık süresinin başlangıç tarihi borcun en son ödendiği tarihten borçlanılan toplam gün sayısı kadar geriye götürülerek belirlenen,

b) Türkiye’de çalışması bulunanlardan Türkiye’deki sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler borçlanılmış ise sigortalılığın başlangıç tarihi borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülerek bulunan

tarih, ülkemizde ilk işe giriş tarihi olarak kabul edilecek ve maluliyete esas tıbbi belgelerin sağlık kurullarına gönderilmesi sırasında ilk işe giriş tarihi olarak bildirilecektir.”

hususları Kurum’un tüm teşkilatına duyurulmuştur. www.osmanozbolat.com

Yukarıdaki genelge hükümlerinden de anlaşılacağı üzere Sosyal Güvenlik Kurumu Sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış ülkelerdeki sürelerini 3201 sayılı Kanun’a göre borçlananların, sözleşme yapılan ülkede ilk defa çalışmaya başladıkları tarihi, sözleşme hükümlerine göre kısmi aylık bağlama durumları hariç olmak üzere aylık bağlama şartlarının tespiti ve aylık bağlanması sırasında ilk işe giriş tarihi olarak dikkate almamaktadır.

V- TÜRKİYE TARAFINDAN İMZALANAN SOSYAL GÜVENLİK SÖZLEŞMELERİ

Türkiye ilk olarak İngiltere ile 09.09.1959 tarihinde sosyal güvenlik sözleşmesi imzalamış ve bu sözleşme 01.06.1961 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ülkemiz Almanya ile 30.04.1964 tarihinde sosyal güvenlik sözleşmesi yapmış ve bu sözleşme 01.11.1965 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ülkemiz son olarak Hırvatistan ile 12.06.2006 tarihinde sosyal güvenlik sözleşmesi imzalamış bu sözleşme ise 01.06.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye yukarıda sayılan ülkeler dışında; Hollanda, Belçika, Avusturya, İsviçre, Fransa, İsveç, Norveç, Libya, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Bulgaristan, Makedonya, Azerbaycan, Romanya, Gürcistan, Danimarka, Bosna-Hersek, Çek Cumhuriyeti, Kanada, Kebek, Arnavutluk, Lüksemburg ile değişik tarihlerde sosyal güvenlik sözleşmesi imzalamıştır.

Sosyal güvenlik sözleşmelerinde işe başlama tarihi ile ilgili hükümler yer almaktadır. Ülkemiz ile Almanya arasında 30.04.1964 tarihinde imzalanan ve 01.11.1965 tarihinde yürürlüğe giren sosyal güvenlik sözleşmesi 1969, 1974, 1984 yıllarında değişikliğe uğramıştır.

Örneğin Almanya ile imzalanan sözleşmenin 29. maddesinin 4. fıkrasında (Sözleşmenin ilk halinde aynı husus 31. maddesinin 1. fıkrasının 3. bendinde yer almaktaydı);

“Bir kimsenin Türk sigortasına girişinden önce bir Alman rant sigortasına girmiş bulunması halinde, Alman Rant Sigortasına girişi, Türk Sigortasına giriş olarak kabul edilir.”,

Yine son olarak Hırvatistan ile imzalamış olduğumuz sözleşmenin 20. maddesinin 6. fıkrasında;

“Akit taraflardan birinin mevzuatına göre yardım hakkının kazanılması şartlarının tespitinde, diğer taraf ülkedeki ilk işe başlama tarihi de dikkate alınır.”

hususları akdedilmiştir.

VI- YURT DIŞINDA ÇALIŞMAYA BAŞLAMA TARİHİ KONUSUNDA YARGITAY’IN TUTUMU

T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Kararı’nda;

“Gerçekten, Özel Daire kararında sözü edilen Borçlanma Yasasının 5/son fıkrası; Türk Sosyal Güvenlik kuruluşlarına tabi hizmeti bulunmayan ve borçlanma yapan Türk vatandaşlarının sigortalılık başlangıç tarihlerinin borçlarını tamamen ödedikleri tarihten borçlanılan gün sayısı kadar geriye götürülerek bulunacak tarih olduğunu kabul etmiştir. Buna karşın 02.11.1984 tarihinde imzalanan ve 05.12.1984 tarih ve 3241 sayılı Kanunla onaylanıp 01.04.1987 tarihinde yürürlüğe giren 30 Nisan 1964 tarihli Türk Alman Sosyal Güvenlik sözleşmesine ek sözleşmenin 29. maddesi 4. bendi ise; aynen “bir kimsenin Türk sigortasına girişten önce bir Alman Rant Sigortasına girmiş bulunması halinde; Alman Rant Sigortalarına girişi Türk Sigortalarına giriş olarak kabul edilir” kuralını sigortalılık başlangıç tarihi yönünden öngörmüştür.

a) Sonraki norm, öncekinin yerini alır (Lex Pasterior deraget priori),

b) Özel Kanun, genel kanundan önce gelir (Lex specialis per generalem non deregatur)

c) Açık anlamlı norm, kapalı anlamlı norm’dan önce gelir biçiminde kabul edilen temel ilkelerden yararlanılarak sonuca ulaşılır.

Uyuşmazlık konusu olayda, belirtilen ilkeler uygulandığında şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır.

Özel Dairenin öncelik tanımak istediği 3201 sayılı Yasa’nın ilgili kuralının 22.05.1985 tarihinde yürürlüğe girmesine karşın, uluslararası sözleşme 01.04.1987 tarihinde yürürlüğe girmekle, önceki yasal düzenlemenin yerini almıştır. O nedenle sonraki yasal düzenleme olan sözleşmedeki kural uygulanma önceliğine sahiptir.

Öte yandan 3201 sayılı “Borçlanma Yasası” yurtdışında çalışan, tüm Türk Vatandaşları yönünden genel bir düzenleme kabul etmesine karşın; sözü edilen sözleşme sadece Almanya’da çalışan Türk Vatandaşları için ayrı ve özel bir kural kabul etmiştir. Sözleşme, sigortalılık başlangıcı yönünden, salt, Almanya’da ilk defa çalışmaya başlayan Türk Vatandaşları yönünden özel ve ayrıcalıklı bir kural öngörmekle, genel nitelikli kuralın yerini aldığının kabulü zorunludur.

Nihayet, sözleşme, açıkça ilk defa Almanya’da sigortalı olarak işe başlayan Türk Vatandaşları yönünden işe başlama tarihini Türkiye’de sigortalılık başlangıç tarihi kabul etmekle bu alanda 3201 sayılı Yasa sisteminden daha açık, somut ve sigortalı yararına bir düzenleme öngörmüştür.

Bu hukuksal nedenler karşısında; sözleşme kuralına öncelik ve üstünlük tanımak zorunlu biçimde ortaya çıkmaktadır…”(4)

T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun başka bir Kararı’nda ise;

“Şu duruma göre, karşımıza, aynı konu hakkında bir tarafta iç hukuk alanında kabul edilen bir yasa kuralı diğer tarafta uluslararası sözleşmede yer alan farklı bir düzenleme çıkmaktadır. Bu sorun kurallar kademelenmesindeki (Normlar Hiyerarşisindeki) sıralamaya göre çözümlenmesinde kuşku bulunmamaktadır. Öncelikle belirtilmelidir ki; Anayasamızın 90/son maddesinde öngörüldüğü üzere; yöntemine göre yürürlüğe konulmuş uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir. Öyle ki bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine dahi başvurulamaz. Anayasa; böylece uluslararası sözleşmenin bir kuralını iç hukuk açısından “Yasa” gücünde görmüş “normlar hiyerarşisi” yönünden daha alt sırada kabul etmemiştir. Bu durumda denilebilir ki, uluslararası sözleşmenin bir kuralına, uygulanma açısından yasal güç tanımak Anayasal bir zorunluluktur.

Somut uyuşmazlığın açıklanan bu ilke kapsamında değerlendirilmesi sonucunda; 02.11.1984 tarihinde imzalanan ve 05.12.1984 tarih ve 3241 sayılı Kanunla onaylanıp 01.04.1987 tarihinde yürürlüğe giren ve yöntemine göre yürürlüğe girmiş uluslararası sözleşme olarak 3201 sayılı Kanun’un 5. maddesinden önce uygulanma önceliğine sahip bulunan 30 Nisan 1964 tarihli Türk Alman Sosyal Güvenlik Sözleşmesine Ek Sözleşme’nin 29. maddesinin 4. bendi hükmü uyarınca yurtdışında ilk defa çalışmaya başladığı tarih olarak kabul edilmesi gerekmektedir.”(5)

değerlendirmelerini yapmıştır.

T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bir Kararı’nda(6) da yukarıdaki değerlendirmeler yönünde karar vermiştir.

VII- YARGITAY KARALARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Yargıtay’ın kararları incelendiğinde; Türkiye de çalışmamakla beraber yurtdışındaki çalışmalarını 3201 sayılı Kanun’a göre borçlananların işe giriş tarihinin nasıl belirleneceği konusu adı geçen kanunun 5. maddesinde açık olarak belirtilmesine rağmen, Yargıtay ilk Kararlarında uluslararası sözleşmelerin kanun gücünde olduğu, 3201 sayılı Kanun’un 22.05.1985 tarihinde yürürlüğe girdiği oysa Almanya ile akdedilen sözleşmenin 01.04.1987 tarihinde yürürlüğe girdiği dolayısıyla işe giriş tarihinin sonraki düzenlemeye göre belirlenmesi gerektiği, ikinci olarak ta 3201 sayılı Kanun’un genel bir kanun olduğu oysa Almanya ile akdedilen sözleşmenin özel bir düzenleme olduğu belirtilerek işe giriş tarihinin özel düzenlemeye göre belirlenmesi gerektiği yönünde karar vermiştir. Yargıtay’ın daha sonra ki kararlarında da yer alan uluslararası sözleşmenin 01.04.1987 yılında yürürlüğe girdiği vurgulanmak suretiyle 3201 sayılı Kanun’dan önce uygulama önceliğine sahip olduğu yönündeki değerlendirmelerinden, bu tutumunun 3201 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinin (22.05.1985) uluslararası sözleşme tarihinden önce olduğu kabulünden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. www.osmanozbolat.com

Ancak önemle belirtilmesi gerekir ki Türkiye ile Almanya arasında 30.04.1964 tarihinde akdedilen ve 01.11.1965 tarihinde yürürlüğe giren sözleşmede(7) 1969, 1974 ve 1984 (imza tarihi: 02.11.1984, yayım tarihi ve sayısı: 12.05.1986/19105, yürürlük tarihi: 01.04.1987) yıllarında değişiklik yapılmış olup son değişliklerin yürürlüğe girdiği tarih Yargıtay kararlarında da belirtildiği üzere 01.04.1987 tarihi olsa da, sözleşmenin ilk hali 01.11.1965 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ve sözleşmenin ilk halinde aynı husus sözleşmenin 31. maddesinin 1. fıkrasının 3. bendinde yer almaktadır(8). Başka bir anlatımla sözleşme hükmü Yargıtay’ın değerlendirmesinin aksine mevzu kanundan önce yürürlüğe girmiştir. Bu durum Yargıtay’ın kararlarını dayandırdığı gerekçenin isabetli olmadığı sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Öte yandan Yargıtay’ın bu değerlendirmelerine Türkiye’de çalışması olmayanların yurtdışındaki çalışmalarını bir iç hukuk düzenlemesi olan 3201 sayılı Kanun kapsamında borçlanmaları durumunda sözleşme hükümlerinin uygulanmayacağı, sözleşmenin iç hukuk kurallarına üstünlüğünün sözleşmenin düzenleme alanı ile sınırlı olduğu, sözleşmenin uygulama alanının ancak iki ülkede geçen hizmetlerin birleştirilmesi ve kısmi aylık bağlanması halleri ile sınırlı olduğu, 3201 sayılı Kanun uygulamasının ise sözleşme kapsamında bulunmadığı, bu kanun uygulaması sırasında sözleşme hükümlerine göre değerlendirme yapılamayacağı ileri sürülerek itiraz edilmektedir(9).

Yargıtay’ın Almanya’da çalışmaya başlama tarihinin Türkiye-Almanya sosyal güvenlik sözleşmesi gereğince 3201 sayılı Kanun uygulamasında işe giriş tarihi olarak dikkate alınması yönündeki bu tutumu 3201 sayılı Kanun’da 2008 yılında yapılan değişiklik sonrasında da değişmemiştir. Zira 2008 yılında 3201 sayılı Kanun’a sözleşme yapılan ülkede çalışmaya başlama tarihinin Türk mevzuatının uygulanması sırasında işe giriş tarihi olarak dikkate alınmayacağı(10) açık olarak belirtilmiştir.

Kanaatimize göre de 3201 sayılı Kanuna göre yapılan borçlanmalar, sosyal güvenlik sözleşmeleri kapsamı dışında bir iç hukuk uygulamasıdır. Sözleşme kapsamındaki işlemler sırasında (kısmi aylık bağlanması gibi) sözleşmede hüküm bulunması halinde, yurtdışındaki işe başlama tarihi dikkate alınması gerekmekle birlikte, sadece Türkiye Cumhuriyeti Devletinin inisiyatifi ile vatandaşlara verilen bir hakkın uygulanmasına ilişkin olarak çıkarılan 3201 sayılı Kanun uygulaması sırasında öncelikle mevzu Kanun’da yer alan düzenlemelerin uygulanması gerekmektedir.

VIII- SONUÇ

Sosyal Güvenlik Kurumu Sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış ülkelerdeki sürelerini 3201 sayılı Kanun’a göre borçlananların, sözleşme yapılan ülkede ilk defa çalışmaya başladıkları tarihi, sözleşme hükümlerine göre kısmi aylık bağlama durumları hariç olmak üzere Kanun’a göre aylık bağlama şartlarının tespiti ve aylık bağlanması sırasında ilk işe giriş tarihi olarak dikkate almamaktadır. Ancak Yargıtay değişik karlarında Türkiye’de hiç çalışması bulunmamakla beraber Almanya’daki çalışmalarını borçlanma suretiyle aylık bağlanacaklarla ilgili olarak, 3201 sayılı Kanun’da aksi yönde hüküm bulunsa bile Türkiye ile Almanya arasında akdedilen sözleşmede tahsis işlemleri sırasında yurtdışındaki çalışmaya başlama tarihinin işe giriş tarihi olarak kabul edilmesine ilişkin hükmün yer aldığı, uluslararası sözleşme hükümlerinin uygulama önceliğine sahip olduğu değerlendirilmektedir. Türkiye ile diğer ülkeler arasında yapılan sosyal güvenlik sözleşmelerinde de benzer hükümlerin yer aldığı dikkate alınacak olursa, Yargıtay’ın bu tutumunun sadece Almanya’daki hizmetlerini borçlananlarla ilgili olmadığı ve sosyal güvenlik sözleşmesinde benzer hükümlerin yer aldığı ülkelerdeki çalışmalarını borçlananları da kapsadığı açıktır.

Yazar: Harun ORDU*

Yaklaşım / Şubat 2013 / Sayı: 242


(1)        07.06.1978 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

(2)        22.05.1985 tarih ve 18761 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

(3)        08.05.2008 tarih ve 26870 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Değişikliklerin büyük bir bölümü 08.05.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

(4)        Yrg. HGK’nın, 21.03.2001 tarih ve E. 2001/10-232,  K. 2001/272 sayılı Kararı

             (http://www.turkhukuksitesi.com)

(5)        Yrg. HGK’nın, 07.12.2011 tarih ve E. 2011/10-684, K. 2011/742 sayılı Kararı (www.kazanci.com).

(6)        Yrg. HGK’nın, 28.03.2012 tarih ve E. 2012/10-27, K. 2012/254 sayılı Kararı

             (http://www.turkhukuksitesi.com).

(7)        08.10.1965 tarih ve 12121 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

(8)        “Bir kimse Türkiye’de sigortaya tabi tutulmadan önce Almanya’da bir rant sigortasına tabi tutulmuşsa, bu kimse için Almanya’da rant sigortasına ilk girdiği tarih, Türkiye’de sigortaya ilk giriş tarihi sayılır.”

(9)        “..Ne var ki; Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti arasındaki Sosyal Güvenlik Sözleşmesi hükümlerinin iç hukuk kurallarına üstünlüğü ilkesi sadece işbu sözleşmenin düzenleme alanı başka ifade ile kapsamı ile sınırlıdır. Diğer bir anlatımla sözleşme hükümleri ancak T.C. Vatandaşlarına sözleşme kapsamında bağlanacak sigorta yardımları ve bu meyanda yaşlılık sigortası kapsamında Türk Sigorta Mercii olan Sosyal Sigortalar Kurumu’nca bağlanacak kısmi yaşlılık aylığında uygulanacaktır… Diğer taraftan T.C. Vatandaşlarının Almanya’da geçen çalışma sürelerini 3201 sayılı Borçlanma Yasası’na göre borçlanarak karşılığını ödemesi ve anılan yasaya göre yaşlılık aylığı bağlanması talebinde bulunması durumunda artık yurt dışında geçen bu çalışma süresinin sözleşme kapsamında mütalaa edilmesi mümkün değildir. 3201 sayılı Kanun hükümlerine göre yaşlılık aylığı tahsisinde ve bu meyanda sigortalılık başlangıcının saptanmasında sadece anılan yasa hükümleri uygulanacaktır. Bu durumda yasaların çatışmasından da söz edilemeyeceği açıktır.

             T.C. Vatandaşlarının Almanya ve Türkiye’deki sigortalılık süreleri birleştirilerek yaşlılık aylığı bağlanması talebinde bulunmaları halinde ise T.C. ile Almanya arasındaki Sosyal Güvenlik sözleşmesi hükümleri uygulanacağından ancak bu halde sigortalılık başlangıcının belirlenmesinde sözleşmenin 29/4. maddesi uygulanma önceliğini haiz olacaktır. Öte yandan Borçlanma Yasasına göre kazanılan sigortalılık hiçbir şekilde sözleşme kapsamında değildir ve bu halde Almanya’daki sigortalılık aynen geçerliliğini korumaktadır ve Alman Sigorta Merciinin herhangi bir külfet altına girmesi söz konusu olmaksızın tamamen Türk Yasalarına göre borçlanmaya dayalı yaşlılık aylığı bağlanmaktadır. Bu çerçevede; borçlanma yasasına göre sigortalılıkta yine borçlanma yasasına göre sigortalılık başlangıcı konusunda kural olarak 3201 sayılı Kanun’un 5. maddesi uygulanmalıdır.” (Yrg. 10. HD.’nin, 16.05.2000 tarih ve 2000/3504-3511 sayılı İlamı, 

             http://www.turkhukuksitesi.com)

(10)      3201 sayılı Kanun’un 5. maddesine 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanun’un 79 maddesiyle “Sosyal güvenlik sözleşmesi yapılmış ülkelerdeki hizmetlerini, bu Kanuna göre borçlananların, sözleşme yapılan ülkede ilk defa çalışmaya başladıkları tarih, ilk işe giriş tarihi olarak dikkate alınmaz.” hükmü eklenmiş olup söz konusu hüküm 08.05.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

 

Bir önceki yazımız olan Aylık Prim ve Hizmet Belgelerinde Meslek Kodlarının SGK’ya Bildirilmesi başlıklı makalemizde kayıtdışı istihdam, meslek kodları ve prim belgeleri hakkında bilgiler verilmektedir.

Yazar: Osman Özbolat

İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatınıza ilişkin her türlü sorularınızı İLETİŞİM bölümüne yazarak bize ulaştırabilirsiniz.

Bu yazıyı paylaş

  • facebook-share
  • tweet-it
  • friendfeed
  • plus-it

yorumlar

15 Yorum Yapıldı
  • Yagmur Rahmet diyor ki:

    TÜM AVRUPA ÜLKELERİNDE ÇALIŞANLAR İŞSİZ VEYA
    SOSYAL YARDIM ALANLAR TÜRKİYE`DEN 3201 SAYILI KANUNDAN EMEKLİ OLMUŞ AMA YILLARDIR EMEKLİ MAAŞI ALAMAYAN HERKESE ÇAĞRIDA BULUNUYORUZ.

    Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, İngiltere, İsviçre, Avusturya`da yaşayan Türk vatandaşları bulunmuş olduğunuz ülkelerin Bakanlıklarına bu konuyu dile getirerek şikayette bulunabilirsiniz.
    Türkiyeden emeklilik maaşı almak istediğinizi, ancak bu emekli maaşınız yaşadığınız ülkede geçiminize yetmediğini, dolayısıyla ister istemez üzerine ek ilave olarak ikamet ettiğiniz ülkede bir vatandaş olarak hakkınız olan ikamete dayalı sosyal yardımlardan faydalanmak istediğinizi belirtiniz.

    Türkiyeden emekli maaşı alırken bu ülkede neden sosyal yardıma ihtiyaç duyduğunuzu şöyle açıklayınız, Türkiyeden almış olduğunuz emekli maaşınız bu ülkede yetmediğini belirtiniz, bu nedenle sosyal yardıma muhtacım deyiniz.
    Kanunların hükmü ve kuralları da böyle olması gerekir diyerek şikayet dilekçelerinizde bu durumu şu şekilde açıklamayı sakın unutmayınız.

    Tabiki biz ilk etapta öncelikle Türkiyeden hak etmiş olduğumuz emeklilik maaşımızı almakla mükellefiz öncelik emekli maaşı gelir, zaten almakta istiyoruz deyiniz.
    Ancak bu emekli maaşımız avrupa ülkelerinde yetmeyeceğini bizler çok iyi bildiğimiz gibi bunu Türkiye Cumhuriyeti devletide çok iyi bilmektedir.
    Ama ne yazıkki Türkiyeden emeklilik maaşımızı alırken aynı zamanda bir başka ülkede ikamete dayalı sosyal yardım aldığımızda Türkiye Cumhuriyeti biz vatandaşına başka ülkelerin kanunlarından ve sosyal haklarından yararlanamazsınız faydalanamazsınız gibi bir anlayışla tek taraflı olarak Kanun çıkararak yasak koymuştur.

    Türkiye devleti böyle bir yasak getirmiş olması, ayrıca devlet bize verdiği emekli maaşı bize avrupa ülkelerinde yetmeyeceğini bize ikamet ettiğimiz devletin sosyal yardımına muhtaç olacağımıza ve bu yardımı aldığımızda`da Türkiye cumhuriyeti bunu bilerek bir fırsata çevirerek hemen devreye giriyor bizim emeklilik maaşımızı kesiyor.
    Tüm bunlar herşey kasten bilinçli ve hesaplı yapılmaktadır, burada tek amaç emekli maaşı ödememektir, kendi vatandaşı yani bizide bir başka ülkenin sırtına yükleyerek maddi sorumluluktan kaçmış oluyor.

    Biz bir başka ülkede ikamete dayalı sosyal yardım aldığımız için, sanki bizi suç islemişiz gibi suçlu göstermek, dolayısıyla devletin kurumu geriye dönük emekli maaşı ödediği ilk günden itibaren son güne kadar bize ödemiş olduğu tüm emekli maaşımızı faiziyle birlikte geri istemektedir, ayrıca kurum buda yetmezmiş gibi bizi savcılığa hakkımızda suç duyurusunda bulunarak soruşturma başlatıyor diyerek şikayet dilekçelerinizi iletiniz.

    Evet burası Türkiye, bu Ülkede her şey olabiliyor deyiniz.
    Türkiye cumhuriyeti bizleri böyle bir usulsüz uygulamalarla vatandaşına çaresizce ortada bırakarak önümüze zahmetli engebeli yollar çıkararak bu yüzden Türkiyeden emeklilik maaşımızı almaktansa geçici bir süre için feragat ediyoruz vazgeçiyoruz deyiniz.
    Çünkü türkiyenin bürokrasi engeli o inişli çıkışlı zahmetli yollarında bizler derdimizi kimseye anlatamıyoruz zaten bu ülkede bu mümkün değildir deyiniz, bizim böyle bu şekilde karar vereceğimizi de çok iyi bilen Türkiye Cumhuriyeti Devleti Hükümeti bu uygulamayı böyle bu şekilde yıllardan beri kasıtlı olarak bilerek yapmaktadır ve bu günlere getirdiler diyerek şikayette bulununuz.
    Ve bu konuyu avrupa birliği gündemine taşıyarak bir çözüm getirilmesini öneriniz, herkesin böyle bir davranış sergilemesi inanınız insanlığa yaraşır yakışır en iyi ve en doğru dürüst
    Eşitlik, Hak, Hukuk, Adaletli bir vatandaşlık görevi olacaktır.
    3201 sayılı Kanun Federal Almanya Cumhuriyeti akit taraf ile kendileri arasında imzalanan bir andlaşma yok.

    İki ülke arasında ikili sosyal sigortalar sözleşmesinim içinde yoktur, bu Kanunları Türkiye Cumhuriyeti devleti 1978 senesinde eskisi 2147 sayılı Kanun, 1985 senesinde 3201 sayılı Kanunu çıkararak eskiside hükmünü yitirerek 36 senedir Türkiye bu uygulamayı bir döviz kaynağı girdisi sağlamak amaçlı çıkartılan Kanun, bu gün halen sıcak para akışına dönüşen bir sosyal haktan öte her şeye benzemiş bir Kanundur.

    İkamet ettiğimiz ülkeler bizlere karşılık beklemeden sosyal yardımlarından yararlanıp faydalanmamıza imkan tanırken bu hakları bize veren başka ülkeler rahatsız olmazken, ne yazıkki ülkemiz vatanımız dediğimiz Türkiyemiz bedelini peşin ödediğimiz hakkımız olan emekli maaşlarımızı ödememek için köşe bucak kaçıyor, kaçmaya`da devam edecektir eğer biz avrupalı gurbetçi Türk vatandaşları sesimizi çıkarmaz yeter demezsek.
    Kanunların güvenirliğini bulandırarak bin bir dereden su getirerek bahaneler üretmek, kaldıki adı üstünde devletin vatandaşına karşı bir sorumluluğu olduğu halde halen ısrarla vatandaşının emekli maaşını ödememeye direniyor.
    Herkes para var, bir milyon suriyeli mülteciye 2,5 Milyar dolar para harcamaya para var, Türkiyenin siyaset amaçlı harcayacağı her yere parası var, ama vatandaşlık amaçlı harcayacak 5 kuruş parası yok, yazıklar olsun utanıyorum kendi devletimden emekli maaşımı alamıyorum, bir başka ülke devletin ekmeğini yiyorum aç karnımı doyuruyorum lanet olsun.

  • Yagmur Rahmet diyor ki:

    3201 SAYILI KANUN`DAN MAĞDUR OLMUŞ TÜM EMEKLİ TÜRK VATANDAŞLARIMA UYARI !!!

    ADALETİN OLMADIĞI YERDE DEVLET OLMAZ YURT DIŞI SİGORTA SÜRELERİNİ TÜRKİYEDE 3201 SAYILI KANUNA GÖRE BORÇLANARAK EMEKLİYE HAK KAZANANLAR NE YAZIK`Kİ MAAŞ ALAMAYANLAR, AYLIK TALEBİNDE BULUNANLAR MAHKEMELİK OLANLAR, BU VATANDAŞLARIMIZA YURT DIŞINDA ÇALIŞMA YASAĞI KOYAN T.C. DEVLETİNİN SÖMÜRÜ YASASI DİYE BİLİNEN BU 3201 SAYILI KANUNU HEP BİRLİKTE PROTESTO EDELİM. BİZLER DE AYNEN TÜRKİYEDEKİ VATANDAŞLARIMIZ GİBİ ( SGDP ) ÖDEYEREK YURTDIŞINDA ÇALIŞMAK HAKKIMIZI İSTİYORUZ DİYELİM SESİMİZİ DUYURALIM, AYRICA İŞSİZLİK PARASI VE SOSYAL YARDIM PARASI ALANLARDA BUNA HERKES DAHİL OLMALIDIR, ÇÜNKÜ BU KANUNLAR VATANDAŞIN YAŞADIĞI ÜLKEYE AİT BİR KANUNLARDIR, TÜRKİYE İLE UZAKTAN VE YAKINDAN İLGİSİ ALAKASI DAHİ YOKTUR, BU HUSUSTA İKİ ÜLKE ARASINDA ÖZEL BİR ANLAŞMA DA YOKTUR, BU HAKLARDAN FAYDALANMAK T.C. KANUNLARINA AYKIRI DEĞİLDİR, HER HANGİ BİR YASAK YOKTUR, GENELDE BU KANUNLAR ESKİDEN BERİ AVRUPA ÜLKELERİNDE VAR OLAN KANUNLARDIR. AVRUPA ÜLKELERİ VATANDAŞI İÇİN UYGULAMAYA KOYDUĞU KANUNLARDIR, BU ÜLKELER VATANDAŞINA BİR SOSYAL HAK DİYE SUNMAKTADIR.
    BU YASA TÜRKLERE ÖZEL ÇIKARILMIŞ BİR YASA DEĞİLDİR, BU DURUMDAN TÜRKİYE NİYE RAHATSIZ OLUYORKİ, SGK AMACI KÖTÜ NİYET EMEKLİ MAAŞI ÖDEMEMEK, BU YARDIMLARDAN ÜLKEMİZE NE ?
    KİŞİNİN GELİR MADDİ DURUMU ANCAK O YAŞAMIŞ OLDUĞU ÜLKEYE BAĞLAR O ÜLKEYE İLGİLENDİRİR BUDA VATANDAŞIN MADDİ DURUMUNA GÖRE DE DEĞİŞİR. T.C.KİMLİĞİNE SAHİP HER TÜRK VATANDAŞ EŞİT HAKLARA SAHİPTİR ÖYLE OLMASIDA GEREKİR. BURADA BİZE BİR HAK İHLALİ VARDIR, BİZ AVRUPADAKİ TÜRK VATANDAŞLARINA AYKIRI YASALAR YAPILAMAZ, DEVLET HÜKÜMET BU İNSANLARIMIZA DIŞLAYAMAZ.
    EMEKLİ MAAŞI ALIRKEN BİZE ÇALIŞMAK YASAK KOYAN, AVRUPA ÜLKESİNDE ÇALIŞIRKEN EMEKLİ MAAŞIMIZI KESEN HÜKÜMET, BİZİ (SGDP) ÖDEYEREK ÇALIŞMA HAKKI TANIMAYAN TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ BİZİMLE OYNADIĞI BU OYUNU ARTIK BOZACAĞIZ, ÖNÜMÜZDE SEÇİMLER VAR, BU SGDP YASASINDA BİZDE YOKSAK, İŞTE O ZAMAN OLMAZSA OLMAZ DİYECEĞİZ, BİZ AVRUPALI TÜRKLER BU 3201 SAYILI KANUNUN GERÇEK ANLAMDA BİZLERE KARŞI YAPILMIŞ BÜYÜK BİR TUZAK VE HAKARET SAYACAK ÖYLE KABUL EDECEĞİZ.
    ANCA BERABER KANCA BERABER YÜRÜDÜK BİZ BU YOLLARDA, BERABER ISLANDIK YAĞAN YAĞMURDA, ŞİMDİ DİNLEDİĞİM TÜM ŞARKILARDA, BANA HERŞEY SENİ HATIRLATIYOR, DİYE MİTİNG MEYDANLARINDA SÖYLÜYORLAR YA HANİ BAŞIMIZDAKİ HÜKÜMET?….O ZAMAN TÜRKİYEDE`Kİ TÜM ÇALIŞAN EMEKLİ VATANDAŞLARIMIZIN HEPSİNİ AMİRİNE MEMURUNA İŞÇİSİNE ÇİFTÇİSİNE EMEKLİ MAAŞI ALIRKEN ÇALIŞMA YASAĞI GETİRSİNLER HADİ GÖRELİM, BÖYLECE ADALETİ SAĞLAMIŞ OLSUNLAR DİYELİM, VEYAHUT BİZİDE AVRUPALI TÜRKLERİDE VAR OLAN BU MEVCUT KANUNA DAHİL ETSİNLER.
    KANUNLAR YAPILIRKEN İNSANLAR ARASINDA AYRIM YAPILMAZ, KANUNLAR HERKES İÇİN YAPILIR KİŞİLERE ÖZEL YAPILMAZ DİYORUZ.

  • Yagmur Rahmet diyor ki:

    Ben her zaman Rabbimin huzurunda bana emekli maaşımı ödemekten kaçan, üstelik bizim hakkımız olan hakkımızı bizden esirgeyen kendi devletim ülkem Türkiyem, birde yaşamış olduğum ülkede çalışıp karnımı doyurduğum kendi vatandaşıyla beni sosyal haklarda ayrıştırmayan bir başka devlet Almanya`ya minnettarım.

    Avrupa`da yaşayan Türkiye`den 3201 sayılı Kanu`na göre emekli hakkını kazanmış, ama kendilerine devletimiz tarafından emekli maaşı yasağı konmuştur.
    Türkiye’de sigortalı olarak çalışma olgusunun 3201 sayılı Kanun hükümlerine göre bağlanan aylığın kesilmesini gerektirir bir neden olarak öngörülmediği gibi, Avrupa ülkelerinde sigortalı olarak çalışma olgusunun 3201 sayılı Kanun hükümlerine göre bağlanan aylığın kesilmesi gerektirir nedeni insan haklarına aykırıdır?

    Ben bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı olarak Sosyal ve Hukuk Devletinin Kanunlarına saygı duyan vatandaşları arasında eşit yasalar yapan bir devlete boynum kıldan ince olduğuna belirtmek isterim.

    Ancak, ülkemizdeki emeklilik sistemindeki olumsuzluklar getirdiği ardı ardına sorunlar kesilmezken, beceriksizliğin bu kadarına da dik dörtgeni olmayan ucu başı belirsiz çapsız üçgen piramit şekline almış olması her halde herkes görmektedir, fakat ne varsa hiç kimse çıkıpta adam gibi adam delikanlı gibi itiraf etmek şöyle dursun, tam aksine kendileri için övgüler üstüne övgüler yağdırarak biz şunu şöyle yaptık bunu böyle yaptık demekten vaz geçmiş değiller.
    3201 sayılı Kanuna göre borçlananlar yurt içinde emekli maaşı kesilmeden çalışmaya Hak tanıyan devlet, aynı Kanundan borçlanmasını yapmış emekli hakkını kazanmış bir başka ülkede yaşıyorsun orada çalışıyorsun ve o ülkenin yardımından faydalanıyorsun diyerek bu insanlara emekli maaşı almaya yasak koyuyor.
    Adama sormazlarmı bu durumdan ülkemizin zararı nedir?

    Kaldıki bu ülkeler bu durumdan hiç rahatsız olmazken, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan biz herkese sosyal yardım almamıza kendi vatandaşından ayrıştırmadan yasak koymadan, sağlık hizmetinden de yararlanmak bu haklara yasak getirmezken, bu devletler bizim ülkemizin SGK`na ben sizin vatandaşınıza sosyal yardım ediyorum sağlık giderlerine karşılıyorum, aş veriyorum iş veriyorum giderlerinin yarısını talep ediyorum demezken,
    ama Türkiye Devleti sigortalı olan emekliye hak kazanmış kendi vatandaşının emekli maaşını dahi ödemiyor.
    Oysa avrupa ülkeleri Türk vatandaşına midesini aç koymuyor karnını doyuruyor, sağlıkta hasta ortada bırakmazken bu ülkelere karşı haksızlık olmuyormu.

    Şimdi adama sormazlarmı, devletimiz Türkiye Cumhuriyeti bir koskoca devlet olarak niçin bugün halen bu avrupalı insanımıza karşı devletimiz kendi üstüne düşen görevinden kaçıyor rahatsız oluyor bu durumdan gocunuyor.

    Vatandaşın bir başka ülkede iş bulmuş çalışıyor karnını doyuruyor, o ülkeden ülkemize para döviz getiriyor, devletimize problemi yükü olmuyor, üstelik bu adamın parasını da almışsın, ama emekli maaşına gelince yok sana emekli maaşı vermem sana yasak diyorsun adama deli derler deli.

    Avrupalı gurbetçilerin hakları şimdiye kadar tüm gelmiş geçmiş Hükümetler tarafından nasıl gasp edildi haklarımız neden verilmedi.
    Yurt içindeki emekli olmuş 12 milyon insanın tümüne emekli maaşları kesilmeksizin çalışabilir hakkı tanınırken, ülkemizdeki istihdamı bozmayan, işsizlik ordusuna katılmadan, devlete yük olmadan, üstelik halen ülkemize döviz getiren yurtdışında çalışan bir avuç işçilerimize çalışma yasağı getirmek yurtdışında çalışırsan emekli maaşını keserim ha demenin ne kadar yanlış olduğunu, devletin böyle yasa çıkararak amacının sıcak para toplamak olduğunu, sebepsiz zenginleşmek olduğunu, devlet avrupalı gurbetçiler için gerçekten ne düşündüğünü anlamak mümkün değil.

    Hükümet avrupalı gurbetçilerin yurtdışı sigorta sürelerini 3201 sayılı Kanuna göre borçlanarak SGK ödedikleri paralarla SGK bir başka vatandaşımızın giderlerine finanse etmektedir.

    Hükümet vatandaşına böyle iki farklı Kanun yaparak uygulamaya koyamaz, bu durum Anayasaya aykırıdır.

    Kişi hak ve çalışmak hürriyetine aykırıdır.
    Devlet vatandaşına iki grup haline ayırarak birine yurtiçinde çalışabilirsin, ama bir diğerine yurtdışında çalışamazsın diye kısıtlama getiremez.
    Vatandaş 3201 sayılı Kanundan borçlanarak emekli hakkını kazanmış olup halen yurtdışında yaşıyor orada çalışıyor olması ikamet ettiği ülkede işsiz kalmış işsizlik parası alıyor olması, başka bir ülkenin sosyal yardımından alıyor olması ülkemiz Türkiye`ye zararı nedir.
    Bu durumda olan insanımıza bugün halen emekli maaşı ödemeyen Devletimiz hak ihlali ediyor, yurtdışında yaşayan çok sayıda avrupalı gurbetçi insanımız mazlum ve mağdurdur.

    İnsan onur ve haysiyeti, Temel hak ve hürriyetlerin, özgürlüklerin niteliği ve bütünlüğü, Hayat yaşam hakkı, İnsanın maddi ve manevi varlığı, Bütünlüğü ve korunması, İşkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı, Zorla çalıştırma ve angarya yasağı, Kişi hürriyeti özgürlüğü ve güvenliği, Özel hayatın yaşamın ve aile hayatının yaşamının gizliliği ve korunması, Kişisel bilgi ve verilerin korunması, Konut dokunulmazlığı, Yerleşme ve seyahat hürriyeti özgürlüğü, Çalışma ve sözleşme hürriyeti özgürlüğü, ile tümüyle çelişmektedir.

    Bir açıklama ile kişinin Türkiye’de fiili çalışması üzerinden Emekli Sandığı, Bağ-Kur veya SSK tarafından emekli edilenler veya emekliliği hak edenler. Yaş şartını da doldurmuşlarsa Avrupa ülkelerinde çalışsalar veya her türlü sosyal yardımı alsalar dahi, Türkiye’den emekli aylığını almaya devam edebilirler veya aylık almıyorlar iseler, aylıklarını derhal bağlatabilirler.

    Türkiye’deki emeklilik mevzuatına tabi olarak emekli olanlar için, hiçbir şekilde çalışamazlar diye hiçbir hüküm yoktur, ancak SGK bu durumda olanların işverenlerinden –yurtdışı firmaları olduğu için- sosyal güvenlik destek primi kesemediğinden dolayı, doğrudan bu kişilerin aylık tahsislerini iptal etmektedir. Bunu da yasaya değil, yönetmelik ve genelge hükümlerine dayandırmaktadır.

    Bu durumda olan kişiler, yurtdışı borçlanması da yapmadıkları için hiçbir şekilde “yurtdışında çalışmamak ve ikamete dayalı sosyal sigorta veya sosyal yardım almamak” şartına tabi değillerdir. Bu şartlar sadece ve sadece 3201 Sayılı Yasa’ya göre yurtdışı borçlanması yaparak emekli olanlar içindir.
    Kaldı ki buda biz yurtdışında yaşayan oralarda çalışanlar vatandaşımız için bir başka haksızlık ve adaletsizliktir, oysa Yasalar her ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de tüm vatandaşlar için yapılır, ama bizim devlet bölük bölük parçalayarak Kanunlar yapmış, yurt içinde ve yurt dışında yaşayanlar çalışanlar diye ayrıştırmıştır, bu dava AİHM gider.

    Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Bakanları, Milletvekilleri, Valisi, Amiri, Memuru, Polisi, Belediye Başkanı, Doktoru, Avukatı, Mühendisi, İşçisi, Çiftçisi, Esnafı herkes gerek serbest meslekte olsun, gerekse bir işverenin yanında çalışarak emekli maaşları kesilmeksizin çalışabiliyorlar, bu çalışanları görmeyen Hükümetimiz, bir avuç avrupa ülkelerinde yaşayan orada çalışan Türkiye`deki istihdama zararı olmayan bir azınlıktan oluşan insanımız göze batıyor.

    Devletin yurt dışında yaşayan bu bir avuç insanımıza gücü yetiyor.
    Hükümet senelerden beri bu insanımıza karşı böyle uygulamalar yaparak bu şekilde tavır alması bir garabet değilde nedir, bumudur demokrasi hak ve hukuk adalet.

    Yani Hükümetimize karşı gerek Anayasa Mahkemesi veya gerekse Yargı`nın, yurtdışında yapılan çalışmaları borçlanan vatandaşlarımıza aynı zamanda yurtdışında halen çalıştıkları veya alınan yardımlar sebebiyle Türkiye’den emekliye ayrılanların yaşlılık aylıklarının iptal edilemeyeceğine hükmetmesi lazım gelirken, devletimizin sebepsiz zenginleşmesine göz yummaktadır.
    Bu uyuşmazlık SGK’nun kişinin yurtdışında çalışıyor olması ve ikamete dayalı sosyal sigorta veya sosyal yardım almamak şartına bağlaması, Hak ihlal edildiği kasıtla ortaya çıkmaktadır.

    Çalışma Bakanı Faruk Çelik geçmişte aynen, son sözü Başbakan söyleyecek demesinin ardından,
    http://www.farukcelik.com.tr/calisma-ve-sosyal-guvenlik-bakani-sayin-faruk-celik-yurtdisinda-emeklilik-ve-ikili-sosyal-guvenlik-haklari-toplantisina-katildi-1

    http://ekonomi.haberturk.com/makro-ekonomi/haber/786566-gurbetciye-kotu-haber

    http://sabah.de/basbakandan-garanti-istiyoruz/

    http://www.csgb.gov.tr/csgbPortal/csgb.portal?page=haber&id=basin369
    yaklaşık 2 sene gibi bir zaman geçti aradan, hani ne oldu ? nerede kaldı Başbakanın söyleyeceği o son söz, o günlerde tek amaç yine gurbetçilere gaza getirmek ve bu ülkenin kurumu olan açık veren SGK`nın açıklarını yinede azda olsa işçi dövizleri ile kapatmak, döviz akışı sağlamaktı.
    Nasıl olsa bu ahmaklara emekli maaşı bağlanmıyor yıllar önceden borçlanıyorlar da, memlekete temelli kesin döndükleride yok, herkes yeterki borçlanarak parasını ödemiş olsun düşüncesinde, her 6 ayda zamlı borçlanacak olduklarına biliyorlar, ne kadar olsa kazançları yurtdışı para birimi olduğu için ödeyecekleri parayı döviz bozdurarak ödeyecekleri için nede olsa az çok kur orantılı olması acaba döviz inermi çıkarmı korkusu da var, ve ayrıca acaba bu Kanun bugün yarın kalkarmı güvensizliği de var.
    Tüm bunları göz önüne aldığımızda, devlet kaz gelecek yerden tavuk esirgenirmi hiç misali, enayi keriz yerine konulmamız, bol süt veren Hollanda ineği gibi görülmemiz, gurbetçiler Türkiye`de hak hukukta bilmezler, hak aramasına`da beceremezler, ayrıca Yasal yollarda kapalı, dolayısıyla bizim gibi insanlar var olduğu sürece, Hükümet daha bizim sırtımıza çok semer vurur çok biner omuzumuza, takdir avrupalı gurbetçi Türk vatandaşı insanımız sizindir.

  • Yagmur Rahmet diyor ki:

    Biz avrupalı Türkler bir Türk vatandaşı olarak, Hak, Hukuk, Adalet, Eşitlik İstiyoruz.

    Bu ülkede en yukardan başlamak istiyorum, bu ülkede Yasama, Yargı, Yürütme diye bir şey var, bu ülkenin Başbakanı Anayasa Mahkemesinin Kararlarına saygı duymazken, Yargı Kararlarına uygulamazken, biz avrupalı Türkler bir Türk vatandaşı olarak devletimizin vatandaşlar arasında uygulamaya koyduğu çıkardığı böyle bir ayrımcılık Yasaya nasıl saygımız olsun`ki, böyle bir uygulamaya bizler nasıl sindirebiliriz, nasıl sineye çekeriz, Hak Hukuk Adalet budur diyebiliriz`ki.

    Toplum kamu oyu böyle bir Sosyal Güvenlik insanlara ayrıştıran 3201 sayılı Kanunu nasıl değerlendirmektedir acaba ? sayıları binlerce olan vatandaşına mağdur eden hakkını yiyen devlete devlet denirmi.
    Yıllarca bu insanlarımızın Sosyal Güvenlik birikimleriyle oynayan devletimiz büyük bir sorun haline gelen 10 binlerce vatandaşın sesini ve çaresizliğini neden duymaz.

    Bu ülkede 3201 sayılı Kanunu`nun Anayasa Mahkemesine götürebilmemiz iptal ettirebilmemiz için İç Hukuk yolları nasıl tüketilmiş olması gerekir`ki.
    Şimdiye kadar avrupalı gurbetçi Türk vatandaşları tarafından İş Mahkemelerinde açılan sayıları belirsiz davalar red edilmiş olması ortada durup dururken.
    Vatandaşımız bu ülkede tüm iç Hukuk yollarını tüketme şansına sahip değil`ki, sonra Anayasa Mahkemesine gitsin en tepedeki yere başvurabilsin, ama birileri hemencecik koltuğun altına dosyaları sıkıştırarak oraya koşa koşa gidebiliyor, sanki orası herkese değilde, tek onlara açık bir kıraathane.
    Şimdiye kadar 3201 sayılı Kanun ilgili ilgili açılmış hangi dava Yargıtaya daha sonra Anayasa Mahkemesine ulaşmıştır acaba?

    SGK Genel Müdürlüğü`nün geçmişte ifadesi aynen şöyledir; hem bu yurtdışı çalışmasını önleyen bu maddenin Anayasa Mahkemesine götürülerek iptal edilmesi gerektiğini söylüyorlar, hemde SGK yetkilileri de kendilerine karşı sosyal destek primi ödenmesi yolu ile yurtdışında çalışmaya ilişkin bir dava açılmadığını belirtiyorlar.

    Ben bu yazıyı okuduktan sonra doğrusu artık pes dedim, bu kadarda olmaz dedirten yalanlar, yalanın bu kadarına`da pes doğrusu, böyle yalanlara bir söz bir cevap bulamıyorum, kaldıki bu mağdurlardan dava açanlardan biri de benim.

    Hiç bir avrupalı gurbetçi dava açmadımı yani şimdi oysa binlerce dava açılmıştır bu konuda. Açılan davalar hem tek taraflı`da olmadı, binlerce avrupalı insanımıza karşı SGK tarafından dava açıldı, ve kendilerine geriye dönük ödenmiş tüm emekli maaşını, ve artı faizi ile birlikte geri ödemelerini istendi.

    Anayasamızın öngördüğü 10, 49, 60, 62 maddesine göre bir vatandaşlık sosyal hakkımızdır.

    Devletimiz elimizi ayağımızı bağladı Kanun çıkardı vatandaşım AİHM gitmesin diye.
    Ben şimdi soruyorum, biz nasıl Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine baş vuracağız orada şikayetimizi dile getireceğiz.
    Anayasa Mahkemesi bu Anayasamızın özüne ruhuna aykırı dengesiz olan bu Kanunu ele alıp bu Adaletsizliğe dur demelidir bu yanlışı gidermelidir.

    Artık bizler bu zulmün en kısa zamanda son bulmasını istiyoruz.
    T.B.M.M. de torba Yasaların içinde sürekli yeni bir düzenlemeler çıkarılmaktadır, hep bir yenisi eklenmektedir son olan Mavi Kart`lılar için çıkarıldı amaç hep sürekli aynı, alıpta vermemek, borçlandırmak var, ama emekli maaşı ödemeye geldimi yok, yurtdışı borçlanması ile emekli olanlara yurt içinde çalışabilirsin izni var, ama yurt dışında çalışmana izin yok, eski 2147 sayılı Kanuna göre yurtdışı borçlanması yapmış olanlar, ve Türkiye`de 506 sayılı Kanuna göre ve diğer sayılı Kanunlara göre emekli olmuşlara hem yurt içinde, hem yurt dışında çalışmak serbest bunların tümüne çalışma izni var.

    Devlet bir tek kime çalışma yasağı koymuş onu bakaım: yurtdışı sigorta sürelerini borçlandırarak kendisinden parasını almış, devletine yük olmayan, ülkesinde işsizlik ordusuna katılmadan kendi başlarına ayakta durmaya çalışan, tabiri caizse anadan babadan yardan vatandan uzak gurbet ellerde yarım asırdan fazla bir zamandan beri ülkesine döviz yağdıran, kaynak getirerek yatırım yapan, yurtdışında ülkesine temsil eden, şimdiye kadar her yönden aldatılan ve halen yurtdışında çalışıyor olmasından dolayı hayır sana emekli maaşı yok, sana yasak var, yurt dışında çalışırsan yoksa senin emekli maaşını keserim demesinin anlamı nedir acaba ? üvey evlat muamelesimi, siz bizden değilsiniz demekmidir dışlanmakmıdır, yoksa bunlar Türk vatandaşlığından uzak başka ülkelerde yaşayan bir topluluk anlayışımıdır takdir sizindir.

  • Yagmur Rahmet diyor ki:

    Yurtdışı borçlanmasını 2147’ye göre yapanlar yurtdışında çalışsalar`da emekli olurlar.
    2147 sayılı Yurtdışı Hizmet Borçlanma Kanunu 1978 yılında yürürlüğe girmişti ve 3201 sayılı Yurtdışı Hizmet Borçlanma Kanunu 22.05.1985 günü yürürlüğe girince ortadan kaldırıldı. 2147 sayılı Kanuna göre borçlananlara yurt dışında çalışmak, işsizlik parası almak ve sosyal yardım almak yasak değilken, 3201 ile borçlananlara yasaktır.
    Sonra 22.05.1985 günü 3201 sayılı Yurtdışı Hizmet Borçlanma Yasa’sı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi ve 3201 ile 2147 sayılı Kanun ortadan kaldırıldı.
    2147 sayılı Kanunla, bu Kanun gereğince yapılan borçlanmaya dayanılarak tahsis talebinde bulunabilmesi ve yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için, yurt dışındaki işten ayrılma ve Türkiye’ye kesin dönüş yapma koşulu getirilmemiş ve aranılmamıştır. Anılan yasada kesinlikle böyle bir hüküm mevcut değildir. Böyle olunca da, 2147 sayılı Kanunda öngörülen koşulların oluşmasından ve tahsis yapılmasından sonra da, dış ülke yasalarından da yararlanabilmek için, o dış ülkedeki çalışmaları sürdürmenin mümkün ve tabii bulunduğu, aksine yasal bir engel bulunmadığı açıktır.”
    Örnek Yargı Kararı
    10. Hukuk Dairesi 1991/7194 E., 1991/9124 K.

    ANAYASAMIZIN 10 / 49 / 60 / 62 MADDESİ GEREĞİNCE BU KANUN BÖYLE BU ŞEKİLDE UYGULAMAYA KONULMASI ANAYASAMIZA AYKIRIDIR.
    KALDIKİ BU BÖYLE OLMASI YETMEZMİŞ GİBİ VATANDAŞ ANAYASA MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURUDA YAPAMIYOR.
    Çok sayıda avrupalı türk vatandaşımız tarafından alt Yargı yolları tüketilmiştir, bu 3201 sayılı Kanun ile ilgili açılan tüm davalar İş Mahkemelerinden öte geçmediğinden dolayı avrupalı gurbetçi Türk insanımız nasıl Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru yapabilsin.
    Ben`de diğer avrupalı Türk vatandaşlarımız gibi alt Mahkemelerde takıldım kaldım, zaten bir netice alamıyoruz sonuç hep aynı.
    ANAYASA MAHKEMESİ`NE BİREYSEL BAŞVURU YAPMA ŞANSIMIZ YOK
    Bireysel başvuru yapma imkanımız olmasa`da yine Kamu oyu yararına bu yazımızı Anayasa Mahkemesi Üyeleri tarafından değerlendirilmesini istiyoruz.

    Kanun Anayasamıza Aykırıdır.
    SOSYAL HAKLAR
    Sosyal haklar, sosyal devletin en önemli unsurudur. Sosyal hakların büyük bir kısmı toplumdaki güçsüzlerin insanca bir yaşam sürdürebilmeleri için devletin önlemler almasını veya edimleri yerine getirmesini anlatan olumlu yükümlülükleri ifade eder. Sosyal haklar, devletin bu yükümlülüklerini yerine getirmesi ölçüsünde anlam kazanır. Bu açıdan sosyal haklar, sosyal hukuk devleti bağlamında toplumsal eşitlik amacına yönelmiş haklar olarak tanımlanabilir.
    Anayasa Mahkemesi’ne göre, kişi ile toplum arasında denge kurulması, çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde geçmesini sağlayıcı önlemlerin alınması da sosyal devletin amaçlarına dahildir.
    Sosyal hakların birincisi çalışma hakkı ve özgürlüğü, ikincisi ise sosyal güvenlik hakkıdır. Bu haklar kişinin yaşamını doğrudan sürdürebilmesi için vazgeçilmez niteliktedir. Sendika özgürlüğü, grev gibi toplu sosyal haklar ise çalışma ve sosyal güvenlik haklarının aracı niteliğindeki haklar ya da güvenceleri olarak tanımlanmaktadır.
    Çalışma Hakkı
    Anayasa Mahkemesi’ne göre, Anayasa’nın 49. maddesinde öngörülen çalışma hakkı, bir temel hak ve özgürlük olarak anayasal güvenceye bağlıdır. Devlet, çalışanların yaşam düzeyini yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemekle yükümlüdür. Sözü edilen maddenin gerekçesinde Çalışmanın hak ve ödev olması, sadece ulusal planda Devletin çalışmak isteyenlere iş temin etmek için gereken tedbirleri alacağını ve çalışanların da ancak çalışmak suretiyle gelir temin edeceklerini ifade etmekle kalmaz ferdî planda da çalışmanın bir hak ve ödev olarak telakki edilmesini gerektirir.
    Çalışmak başlıbaşına ahlakî bir vazifedir, ferdin kendisine ve topluma karşı olan saygısının bir sonucudur. Kişi, ancak çalışması ile, toplumun diğer fertlerine ve genelde topluma yük olmaktan kurtulur.
    Çalışmanın bir hak olduğu noktasından hareket edilerek, Devletin çalışma imkanlarının, başka deyişle iş alanlarının dengeli gelişmesi için gerekli tedbirleri alması temel ödevleri cümlesindendir denilmesi bu olguyu hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde açıklamaktadır. Ağır vergi koşulları, kişileri, temel hak ve özgürlüklerden birini oluşturan çalışma hakkından yoksun (kılar)

    Anayasamızın 10 / 49 / 60 / 62 maddelerine aykırıdır, ve Anayasamızın 65 maddesi ve 90 maddesi ile çelişmektedir. Milletlerarası Hukuk ile iç Hukuk arasındaki ilişkiler`le Anayasamızın 65 maddesi ve 90 maddesi çelişkilidir. Anayasa’nın 10. maddesinin birinci fıkrasında herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtilmiştir.

    3201 Sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun Hakkında:
    Yüksek Mahkeme, yurt dışında çalışılan sürelerin sosyal güvenlik bakımından değerlendirilmesinin talep edilebilmesi ve aylık tahsisinin yapılabilmesi için yurda kesin dönüş koşulu aranmasını öngören kuralla ilgili olarak, sosyal güvenlik hakkı ve yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarına ilişkin Devlet’e verilen görevlerin 65. maddede öngörülen malî kaynakların yeterliliği ile sınırlı tutulduğu, kuralın sosyal güvenlik kurumlarının aktuaryal dengelerinin ve 65. maddedeki malî kaynakların yeterliği ölçütünün gözetildiği kabul edilemez.

    Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasalar karşısında ayırım yapılmasını ve
    ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Durum ve konumlardaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz. Nitelikleri ve durumları özdeş olanlar için yasalarla değişik kurallar konulamaz. 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında, kanundaki anılan Kanun’un 6 maddesinin B bendi genel olarak 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi amaçlı olmadığı, ve bu Kanun herkes için aynı geçerlilik olmadığı, emekli maaşı tahsisi ile ilgili de aynen herkes eşit haklardan faydalanacaklarına dair her hangi bir düzenlemenin olmaması Anayasa’ya aykırı olduğu anlaşılmaktadır.

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin bir hukuk devleti olduğu, 10. maddesinde Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunluluğu, 60. maddesinde Herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu ve Devletin bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alacağı, 62. maddesinde Devletin yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması ve yurda dönüşlerinde yardımcı olunması için gereken tedbirleri alacağı ve 65. maddesinde de Devletin sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir.

    Oysa 22.05.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında bu Kanun’dan önceki 2147 sayılı Kanun`dan emekliye çıkanlara çalışma hakkı ve işsizlik gibi sosyal yardım alma hakkı tanınmıştır.

    Açıklanan nedenlerle 3201 sayılı Kanun Anayasa’nın 10, 49, 60, 62 aykırıdır, avrupa İnsan hakları sözleşmesine aykırıdır.

    Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Bakanları, Milletvekilleri, Valisi, Amiri, Memuru, Polisi, Belediye Başkanı, Doktoru, Avukatı, Mühendisi, İşçisi, Çiftçisi, Esnafı herkes gerek serbest meslekte olsun, gerekse bir işverenin yanında çalışarak emekli maaşı kesilmeksizin çalışabiliyorlar, bu kadar çalışan insanlara görmeyen devletimize avrupa ülkelerinde yaşayan orada çalışan Türkiye`ye zararı olmayan Türkiye`deki kalkınmaya istihdama zararı olmadan işssizlik ordusuna katılmadan tam aksine ülkesine döviz getiren bir avuç vatandaşımız batıyor.
    SGK’nın Almanya’daki vatandaşlara bir düşmanlığı mı var ?
    SGK avrupalı gurbetçinin parasını almak kolay geliyor, ama hakkı olan emekli maaşını bağlamak, SGK üzerine düşen borcunu vermek neden zor geliyor !

  • Yagmur Rahmet diyor ki:

    Avrupa´da yaşayıp Türkiye’de emekli olan vatandaşlarımız SGK’ya yük mü?
    Avrupa’da yaşayan ve Türkiye’de emekli olmaya başlayan vatandaşlarımız SGK’ ya yük mü olmaktadır?
    2008 yılında değişiklikleriyle yürürlüğe giren 5510 sayılı kanuna göre Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşı ile Türkiye’de yaşayan vatandaş aynı miktarda prim yatırarak emekli olmaya başladı. Bu uygulamadan sonra birçok kişi bunun SGK’ ya bir yük olduğu görüşünü savunmaya başladı. Gerçekte ise durum iddia edildiği gibi değildir.
    Şöyle ki: Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız ülkede yaşayan vatandaşlarımız gibi aynı miktar parayı üstelik peşin olarak kuruma yatırmaktadır. Buna karşılık bu hizmetten yararlanıyorlarmış gibi emekli aylıklarından sağlık sigortasına kesinti yapılmaktadır
    Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız sağlık hizmetlerinden; uzun dönemli Türkiye’de yaşamadıkları için Türkiye’de yaşayanlar kadar yararlanamamaktadırlar. Bu da gösteriyor ki yurtdışında çalışıp borçlanarak emekli olan vatandaşlarımız, SGK’nın üzerine yük değil aksine büyük destekçisidir.

  • Yagmur Rahmet diyor ki:

    Bir açıklama ile kişinin Türkiye’de fiili çalışması üzerinden Emekli Sandığı, Bağ-Kur veya SSK tarafından emekli edilenler veya emekliliği hak edenler. Yaş şartını da doldurmuşlarsa Avrupa ülkelerinde çalışsalar veya her türlü sosyal yardımı alsalar dahi, Türkiye’den emekli aylığını almaya devam edebilirler veya aylık almıyorlar iseler, aylıklarını derhal bağlatabilirler.

    Türkiye’deki emeklilik mevzuatına tabi olarak emekli olanlar için, hiçbir şekilde çalışamazlar diye hiçbir hüküm yoktur, ancak SGK bu durumda olanların işverenlerinden –yurtdışı firmaları olduğu için- sosyal güvenlik destek primi kesemediğinden dolayı, doğrudan bu kişilerin aylık tahsislerini iptal etmektedir. Bunu da yasaya değil, yönetmelik ve genelge hükümlerine dayandırmaktadır.

    Bu durumda olan kişiler, yurtdışı borçlanması da yapmadıkları için hiçbir şekilde “yurtdışında çalışmamak ve ikamete dayalı sosyal sigorta veya sosyal yardım almamak” şartına tabi değillerdir. Bu şartlar sadece ve sadece 3201 Sayılı Yasa’ya göre yurtdışı borçlanması yaparak emekli olanlar içindir.
    Kaldı ki buda biz yurtdışında yaşayan oralarda çalışanlar vatandaşımız için bir başka haksızlık ve adaletsizliktir, oysa Yasalar her ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de tüm vatandaşlar için yapılır, ama bizim devlet bölük bölük parçalayarak Kanunlar yapmış, yurt içinde ve yurt dışında yaşayanlar çalışanlar diye ayrıştırmıştır, bu dava AİHM gider.

    Bu ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Bakanları, Milletvekilleri, Valisi, Amiri, Memuru, Polisi, Belediye Başkanı, Doktoru, Avukatı, Mühendisi, İşçisi, Çiftçisi, Esnafı herkes gerek serbest meslekte olsun, gerekse bir işverenin yanında çalışarak emekli maaşları kesilmeksizin çalışabiliyorlar, bu çalışanları görmeyen devletimiz, bir avuç avrupa ülkelerinde yaşayan orada çalışan Türkiye`deki istihdama zararı olmayan bir azınlıktan oluşan insanımız göze batıyor.

    Devletin yurt dışında yaşayan bu bir avuç insanımıza gücü yetiyor.
    Hükümet senelerden beri bu insanımıza karşı böyle uygulamalar yaparak bu şekilde tavır alması bir garabet değilde nedir, bumudur demokrasi hak ve hukuk adalet.

    Yani Devletimize karşı, gerek Anayasa Mahkemesi, veya gerekse Yargı`nın, yurtdışında yapılan çalışmaları borçlanan vatandaşlarımıza, aynı zamanda yurtdışında halen çalıştıkları veya alınan yardımlar sebebiyle, Türkiye’den emekliye ayrılanların yaşlılık aylıklarının iptal edilemeyeceğine hükmetmesi lazım gelirken, devletimizin sebepsiz zenginleşmesine göz yummaktadır.
    Bu uyuşmazlık SGK’nun kişinin yurtdışında çalışıyor olması ve ikamete dayalı sosyal sigorta veya sosyal yardım almamak şartına bağlaması, Hak ihlal edildiği kasıtla ortaya çıkmaktadır.

  • Yagmur Rahmet diyor ki:

    Devlet avrupalı gurbetçilerin yurtdışı sigorta sürelerini 3201 sayılı Kanuna göre borçlanarak SGK ödedikleri paralarla SGK bir başka vatandaşımızın giderlerine finanse etmektedir.

    Avrupa`da yaşayan Türkiye`den 3201 sayılı Kanu`na göre emekli hakkını kazanmış, ama kendilerine devletimiz tarafından emekli maaşı yasağı konmuştur.
    Türkiye’de sigortalı olarak çalışma olgusunun 3201 sayılı Kanun hükümlerine göre bağlanan aylığın kesilmesini gerektirir bir neden olarak öngörülmediği gibi, Avrupa ülkelerinde sigortalı olarak çalışma olgusunun 3201 sayılı Kanun hükümlerine göre bağlanan aylığın kesilmesi gerektirir nedeni insan haklarına aykırıdır?

    Hükümet vatandaşına böyle iki farklı Kanun yaparak uygulamaya koyamaz, bu durum Anayasaya aykırıdır.

    Kişi hak ve çalışmak hürriyetine aykırıdır.
    Devlet vatandaşına iki grup haline ayırarak birine yurtiçinde çalışabilirsin, ama bir diğerine yurtdışında çalışamazsın diye kısıtlama getiremez.
    Vatandaş 3201 sayılı Kanundan borçlanarak emekli hakkını kazanmış olup halen yurtdışında yaşıyor orada çalışıyor olması ikamet ettiği ülkede işsiz kalmış işsizlik parası alıyor olması, başka bir ülkenin sosyal yardımından alıyor olması ülkemiz Türkiye`ye zararı nedir.
    Bu durumda olan insanımıza bugün halen emekli maaşı ödemeyen Devletimiz hak ihlali ediyor, yurtdışında yaşayan çok sayıda avrupalı gurbetçi insanımız mağdur.

    İnsan onur ve haysiyeti, Temel hak ve hürriyetlerin, özgürlüklerin niteliği ve bütünlüğü, Hayat yaşam hakkı, İnsanın maddi ve manevi varlığı, Bütünlüğü ve korunması, İşkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı, Zorla çalıştırma ve angarya yasağı, Kişi hürriyeti özgürlüğü ve güvenliği, Özel hayatın yaşamın ve aile hayatının yaşamının gizliliği ve korunması, Kişisel bilgi ve verilerin korunması, Konut dokunulmazlığı, Yerleşme ve seyahat hürriyeti özgürlüğü, Çalışma ve sözleşme hürriyeti özgürlüğü, ile tümüyle çelişmektedir.

  • ali anaç diyor ki:

    ben 1982 de Almanya da işe başladım 1988 Türkiye ye döndüm ama 2008 de ssk li olarak başladım ve halen çalışıyorum sgk şimdi benim işe giriş tarihini ne zaman itibariyle kabul edecektir bilen yaşayan arkadaşlar var mıdır?

    bilgi vereceklere şimdiden teşekkürler

    saygılarımla

    • Av.Halil Kançeltik diyor ki:

      Syn Ali Anaç

      Sorununuzun çözümü için ltfn irtibat kurun

      Av.Halil Kançeltik

  • haydar medik diyor ki:

    ben bu isten bir sey anlamiyorum neden ben 1972 de sigortali ise basladim 1230 ödenmis günüm var ssk her gün zam yapiyor biz yurt disindaki iscilere emekli olmak icinbenim ödedigim pirimlere hicmi faiz gelmedi böyle mantiksiz bir sey olurmu adamin türkiyede sigortasi yok basiyor parayi emekli oluyor bizim önceden ödedigimiz pirimlerin faizinide emeklilik ikramiyesi olarak sskonlara veriyor bendende emekli olmam icin 30.000 lira istiyor bunu anlayamiyorum