“En Az Üç Çocuk” Tavsiyesi ve Sosyal Güvenlik Sistemimiz

sgk çocuk prim indirimiI- GİRİŞ

Sayın Başbakan her fırsatta ailelerin en az üç çocuk sahibi olmaları tavsiyesinde bulunmaktadır. Ancak bu tavsiyeyi destekleyecek uygulamaların hayata geçirilmesi konusunu es geçmektedir. Memura çocuk yardımı iki çocuk için, sigortalıda prim matrahından indirilecek prim istisnası iki çocuk için, 4/a’lı sigortalı kadına doğum borçlanması iki çocuk için. Nerede kaldı en az üç çocuk! Vergide de durum pek farklı değil. Geçenlerde KIZILOT hoca asgari geçim indirimindeki durumu yazdı: “Çocuklar için “asgari geçim indirimi” nedeniyle sağlanan parasal avantaj, günde 4 kuruş! İkinci çocuk için de günde 4 kuruş. Üçüncü çocuk ve devamında azalıyor. Üçüncü çocukta 3 kuruş. Dördüncü ve devamında da… Bekârlara; “Evlenin, eş ve çocuklar için çok özel vergi avantajları sağlanıyor” diyenler olabilir. Gelen artış da dahil eş için sağlanan avantajın tamamı günde 49 kuruş. Birinci ve ikinci çocukta tamamı günde 36’şar kuruş, üç ve devamında ise 24’er kuruş.  2013’de evlenmeden veya çocuk sahibi olmadan önce, bu avantajlara(!) dikkat etmenizde yarar var”(1).

Asıl eksik olan ve en az üç çocuk tavsiyesi ile çelişen ise, bütün Avrupa ülkelerinde olan “Ailevi Yükler Sigortası”nın Türkiye’de hala kurulmamış olmasıdır. Bu yazımızın konusunu oluşturan da bu sigorta koludur.

II- AİLEVİ YÜKLER SİGORTASI

Türkiye tarafından 1971’de kabul edilen(2)  Sosyal Güvenliğin Asgari Standartları Hakkındaki 28.06.1952 tarih ve 102 sayılı ILO Sözleşmesi, dokuz sosyal tehlike için sosyal güvenlik sağlanmasını öngörmektedir. Bu çerçevede kurulması gereken sosyal sigorta kolları; 1. İş Kazası, 2. Meslek Hastalığı, 3. Hastalık, 4. Analık, 5. Malûllük, 6. Yaşlılık, 7. Ölüm, 8. İşsizlik, 9. Ailevi Yükler sigortalarıdır. Kişinin gelirinde kesilmeye ve/veya giderinde çoğalmaya yol açan olaylar “sosyal tehlike” olarak anılır ve sosyal güvenlik, kişinin bu tehlikelerin zararlarından kurtarılma güvencesidir.

Türkiye’nin, işsizlikle boğuşurken tüm olumsuz şartlara rağmen, AB’ye uyum sağlama uğruna, 1999’da yürürlüğe koyduğu 4447 sayılı Kanunla İşsizlik Sigortasını kurduktan sonra, sosyal güvenlik alanında tek eksiği Ailevi Yükler Sigortası kalmıştır.

Ailevi Yükler Sigortası Analık Sigortasının devamı gibidir. Doğan çocuğun bakılıp, beslenmesi ve eğitilmesi ekonomik sonuçları bakımından bir “sosyal tehlike”dir ve sosyal güvenlik sistemi, bu tehlikenin zararlarından kişileri kurtarmak görevini de üstlenmelidir. Yeni nesillerin, “yeterli protein” alması, iyi eğitilmesi, yani “geleceğimiz”- bir ölçüde- buna bağlıdır.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO)1998 Raporuna göre, 2025 yılına kadar; %97’si gelişmekte olan ülkelerde olmak üzere; beş yaş altı çocuklar arasındaki ölüm sayısı her yıl 5 milyon olacak ve bu ölümlerin pek çoğu yetersiz beslenme ile bağlantılı olarak akciğer iltihabı ve ishal gibi bulaşıcı hastalıklara bağlı olacaktır. Her yıl 24 milyon düşük kilolu bebek doğmaktadır. Erken ve düşük kilolu doğan bebeklerin çoğu, gelişmekte olan ülkelerdedir. Araştırmalar; erken çocukluktaki stres, kötü fiziksel yaşama koşulları, yetersiz ve bakımsız çevrenin, daha sonraki yaşlardaki şiddet ve suç eğilimiyle bağlantılı olduğunu göstermiştir. Aile sağlığı, özellikle, annenin hamilelik öncesi ve sonrasında verilen hizmetler, çocuklarının sağlık durumu için önemli belirleyici etkenlerdir. Doğum sonrasında, sağlık durumları daha fazla tehlike taşıyan bebekler, daha sonraki yaşamlarındaki çeşitli sağlık sorunlarına karşı daha acizdir. Çocukluklarında yetersiz beslenenlerde, entelektüel kapasite eksikliğigecikmiş ergenlikgelişim yetersizliği ve kadınlar için doğum sırasında daha fazla risk görülmektedir(3).

Çocukluk ve ergenlik çağlarındaki kötü sağlık ve beslenmenin etkileri, yetişkinlikte açık bir halde ortaya çıkmaktadır. Özellikle doğum yapan kadınlarda bu sonuç çarpıcıdır. Gelişmekte olan ülkelerdeki, %50’den fazla hamile kadında kansızlık (anemi) sorunu vardır. Yaklaşık 585.000 kadın, her yıl hamileliğe bağlı nedenlerden dolayı ölmektedir. Risk oranı, Avrupa’da 1400’de bir iken; Asya’da 65’de bir ve Afrika’da 16’da bir’dir.

1971’den beri, WHO, aile sağlığı kavramını ön plana çıkararak, aileyi, sağlık hizmetlerinin temel birimi haline getirmiştir. WHO, anne ve çalışanların sağlığını koruyarak, aile biriminin sorumluluğundaki çocuk ve yaşlıların sağlığını koruyabilmelerini sağlamayı amaçlamaktadır.

III- AİLEVİ YÜKLER SİGORTASININ KAPSAMI VE SAĞLADIĞI YARDIMLAR

102 sayılı sözleşmeye göre, ailevi yükler sigortasında yardım yapılacak hal, mevzuatla tayin olunacağı şekilde, çocukların geçimini sağlama mükellefiyetidir (md.40).

Korunan kimseleri; a)Bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri; b) Veya bütün mukimlerin yüzde yirmisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan faal nüfus kategorileri; c) Veya çocuk geçindirmekle mükellef olduğu süre içinde geçim kaynakları mevzuatla tayin olunan hadleri aşmayan bütün mukimler; d) Veya en az 20 kişi çalıştıran sınai işyerlerindeki bütün işçi ve hizmetlilerin yüzde ellisinden az olmamak üzere, mevzuatla tayin olunan işçi ve hizmetli kategorileri; teşkil eder (md.41).

Yapılacak yardımlar; a) Mevzuatla tayin edilmiş bir bekleme süresini tamamlayan her korunan kimseye dönemsel ödemeler yapılması; b) Veya, çocuklara yiyecek, giyecek, mesken, tatil geçirme yerleri veya ev idaresinde yardım sağlanması; c)  Yahut, (a) ve (b)’de belirtilen yardımların birlikte temini şeklindedir (md.42).

Bu yardımlar en az mevzuatla tayin edilen şekle göre, belli bir süre içinde 3 aylık prim ödeme veya çalışma yahut bir senelik ikamet şartlarından birini yerine getiren korunan kimseler için teminat altına alınır (md.43).

Yapılacak yardımların tutarı, a) Tespit edilecek (emsal)bir erkek işçinin ücretinin % 3’ ü ile korunan kimselerin çocukları sayısının çarpımına; b) Veya bu ücretin % 1.5’i ile bütün mukimlerin çocukları sayısının çarpımına; eşit olmalıdır (md.44). Periyodik ödemeler şeklinde yapılacak yardımlar, yardımı gerektiren halin devamı süresince sağlanır (md.45).

102 sayılı Sözleşmedeki ilkelerin asgari standart olduğu unutulmadan, ilk aşamada bu ilkeler doğrultusunda Ailevi Yükler Sigortası kurulmalıdır.

Aile yardımları (family allowances) sağlayan ailevî yükler sigorta programı, çocuk yetiştirmenin ortaya çıkardığı gider artışlarına karşı bir güvence sağlar. Eski devirlerde çocuk ailede, özellikle tarım kesiminde bir üretim unsuru ve yaşlılık yılları için bir sosyal güvenlik güvencesi olarak görülürken, bugünün toplum yapısı içinde çocuk sahibi olma, gider artışına yol açan bir “sosyal tehlike” haline gelmiştir.

Ailevî yükler sigortası, 19. yüzyılda Avrupa’da bazı büyük şirketlerin çok çocuklu işçi ailelerine başlattıkları yardımlardan esinlenerek, 1920’lerde sosyal sigorta programlarına dahil edilmeye başlanmış, ancak, bugünkü programların çoğu II. Dünya Savaşından sonra kurulmuştur. Bugün Dünyada 81 ülkede mevcuttur(4). Yardımların yapılması kimi zaman belli sayıda çocuğa sahip olmaya bağlanmıştır, fakat çoğunlukla ilk çocukla birlikte yardım da ödenmeye başlanır ve çocuk (14, 16 ya da 18 gibi) belirli bir yaşa gelinceye kadar ödeme devam eder. Çocuğun eğitimi devam ediyorsa, bu yaşlardan sonra da yardım sürdürülür. Özürlü çocuklar için Polonya, Portekiz gibi ülkelerde yaş sınırı yoktur. Bazı programlar çalışmayan eş için de yardım sağlar.

Primlerin tümünü ya da önemli kısmını işveren öder. İzlanda ve İsrail gibi bazı ülkeler, ailevî yükler sigortası yerine vergi indirimi ile çocuklu ailelere katkıda bulunurlar.

Almanya gibi bazı ülkeler, hem aile yardımları sigortasından, hem primsiz sosyal güvenlik rejiminden (karşılıksız) yardım sağlarken, vergi indirimi de öngörmektedir. Almanya’da ikamet eden her aileye 1975’ten beri her bir çocuk için ayrı ayrı ve çocukların sayısına göre artan miktarlarla çocuk parası(Kindergeld) verilmektedir. 16 yaşın bitimine kadar her aile bu haktan yararlanabilirken çocuğun mesleki eğitim veya yüksek tahsil görmesi halinde çocuk parasının ödenmesi 27 yaşına kadar devam etmektedir. Sosyal sigortalı olsun veya olmasın gelir seviyesi düşük olan ailelere her bir çocuk için belirlenen çocuk parasına ilaveten çocuk parası zammı (Kindergeldzuschlag) adı altında bir ödeme daha yapılmaktadır(5).

Sağlanan yardımın miktarı, nüfus politikasına göre, çocuk sayısı arttıkça yükselebilir veya azalabilir. Ülkelerin çoğu çocuk başına maktû bir miktar öder.

Ülkemizde genel olarak gelir seviyesi düşüktür. Buna karşılık ailede ortalama çocuk sayısı fazladır. O halde daha iyi bakılıp eğitilmiş bir nesil yetiştirilmesi için “çocuk ödenekleri”ne duyulan ihtiyaç, gelişmiş batılı ülkelere göre daha şiddetle kendini hissettirmektedir. Sosyal açıdan bakıldığında, sosyal güvenlik sistemimizin bu riski de kapsaması gerekir. Oysa, ülkemizde böyle bir program yoktur. Ancak kalkınma planlarında bu sigorta kolunun kurulması öngörülmüştür.

Toplu sözleşmelerle işçilerin elde ettiği ve ayrıca Devlet memurlarına ödenen aile ve çocuk yardımları ise, hem sembolik düzeydedir, hem de sosyal güvenlik programlarıyla ilgili değildir.

IV- AİLEVİ YÜKLER SİGORTASININ ÜLKEMİZDE UYGULANABİLİRLİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Türkiye nüfusu genç ve dinamiktir. Eğer bu genç nüfusu iyi besler, iyi yetiştirir ve iyi eğitebilirsek, önümüzdeki elli yıl içinde, dünyanın hızla değişen demografik dengeleri içinde, önemli bir avantaj yakalayacağımız kesindir. Zira AB, ABD, Japonya gibi ülkeler “nüfus yaşlanması” sorununu çözememektedirler. 2050’leri bulmadan ordularına asker, fabrikalarına işçi bulamayacaklardır. Tek çözümleri, nitelikli işgücü göçünü teşvik etmek ve yatırımlarını nitelikli genç işgücünün bulunduğu ülkelere kaydırmaktır. Türkiye, genç nesillerini heba etmeden, ailenin desteklenmesi projelerine öncelik vermeli ve daha fazla gecikmeden Ailevi Yükler Sigortasını da kurmalıdır. Ancak, sağlanacak yardımlar, göstermelik değil, amaca hizmet eder seviyede olmalıdır.

Bugün sıfır doğurganlık oranı ve uzun ortalama hayat ümidi ile “nüfus yaşlanması” olayını yaşayan batılı ülkelerde, abartılı aile yardımları nüfusu arttırma ve demografik dengeyi sağlama aracı olarak kullanılmaya çalışılırken, makul ölçüler içinde uygulanacak bir ailevi yükler sigortası ülkemizin yeni nesilleri için olumlu sonuçlar doğurabilecektir(6).

Sosyal açıdan gerekli olan ailevî yükler sigortası, ülkemizde ekonomi ve nüfus politikası açısından sakıncalı görülebilir. Türkiye’nin daha fazla işgücüne ihtiyacı yoktur, tam tersine yoğun bir işsizlik sorunu yaşanmaktadır. Hızlı nüfus artışını frenlemeye çalışan bir ülkede, aile yardımları ve çocuk ödenekleri ile çocuk sahibi olmayı teşvik etmek bir çelişki olarak algılanabilir. Oysa Batılı ülkelerde çocuk başına adeta “küçük bir servet” olarak verilen çocuk ödenekleri ve primsiz yardımlar bir nüfus patlamasına yol açmamaktadır. Türkiye’nin de hızla değişen sosyo-kültürel yapısı içinde, alevi yükler sigortasının nüfus patlamasına yol açacağı endişesi, kanımızca gereksiz bir korkudur. Şehirleşen ve sosyal güvenliğe kavuşan Türk insanı, artık çok çocuğu “toprakta çalışacak ücretsiz işçi” ve yaşlanınca kendine bakacak bir “sosyal güvenlik aracı” olarak görmekten uzaklaşmaktadır. Batı ülkeleri aileyi desteklerken, ülkemizin, nüfus artışı endişesi ile yeni kuşakları desteklemekten vazgeçmesi doğru olmaz.

V- SONUÇ

Sonuçta Türkiye, sosyal mevzuatını AB’ne uydurmak adına -er veya geç- ailevi yükler sigorta kolunu kuracaktır. Ülkeler arasındaki sosyal güvenlik sözleşmelerindeki karşılıklılık (mütekabiliyet) şartları da bunu gerektirmektedir. Türkiye, tüm bunların ötesinde, kendi gençliğinin sağlığı ve eğitimi için, bir an önce bu sigorta kolunu kurmalıdır. Bu sayede, sade suya çorba ve ekmekle büyütülen bir çocuğumuz bile, et ve süt yüzü görürse kazanım sayılmalıdır.

Öte yandan, “en az üç çocuk” tavsiyesiyle tutarlı olabilmek için, sosyal güvenlik mevzuatımızdaki “sadece iki çocuk için” kıstaslı düzenlemeler kaldırılmalı, hiç olmazsa “üç çocuk” ölçüsüne çıkartılmalıdır.

Müjdat ŞAKAR (Prof. Dr., Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi, İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Anabilim Dalı Başkanı)

Yaklaşım / Şubat 2013 / Sayı: 242

(1)        Şükrü KIZILOT, “Ücretlilere Eş ve Çocuk Müjdesi”, Hürriyet, 06.01.2013

(2)        10.07.1971 tarih ve 13922 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

(3)        Bkz. http://www.un.org.tr/who/dsogun02/aktifyaslanma.htm (Erişim: 07.11.2003)

(4)        Bkz. US. Social Security Administration, Social Security Programs Throughout The World, Washington DC 1995

(5)        Bkz. Ali SEYYAR “Federal Almanya’da Ailenin Sosyal Güvenliği”,  Çimento İşveren Dergisi, Sayı: 1, Cilt: 14, Ocak 2000

(6)        Bkz. Sevgi CANTÜRK KURTULMUŞ, Teorik Esasları ve Tatbikatı Bakımından Aile Ödenekleri, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İÜSBE İstanbul 1992, s. 271

Bir önceki yazımız olan Tüm Yönleriyle Genel Sağlık Sigortası başlıklı makalemizde 2012-2013 Genel Sağlık Sigortası Primi, Genel Sağlık Sigortası Başvurusu ve Genel Sağlık Sigortası Gelir Tespiti hakkında bilgiler verilmektedir.

Yazar: Osman Özbolat

İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatınıza ilişkin her türlü sorularınızı İLETİŞİM bölümüne yazarak bize ulaştırabilirsiniz.

Bu yazıyı paylaş

  • facebook-share
  • tweet-it
  • friendfeed
  • plus-it

yorumlar