İş Sağlığı ve Güvenliğinde Yeni Dönem ve Uygulamada Karşılaşılan Bazı Sorunlar

 

İş sağlığı ve güvenliği tüm mesleklerde işçilerin bedensel, ruhsal, sosyal iyilik durumlarını en üst düzeye ulaştırmak, bu düzeyde sürdürmek, işçilerin çalışma şartları yüzünden sağlıklarının bozulmasını önlemek amacıyla yapılan çalışmaları ifade eder.

İş sağlığı ve güvenliği gerek işveren gerekse çalışan olarak iş hayatının içinde olan herkesi ilgilendiren bir kavramdır. İş sağlığı ve güvenliği yasası ile iş kazalarının azaltılması bir yana bundan da öte çalışanların bedensel, ruhsal, sosyal iyilik durumlarının en üst düzeye çıkartılması hedeflenir. Kimi zaman gazete haberlerinden okuduğumuz kimi zaman televizyonlarda duyduğumuz iş kazaları hemen hepimizin içini acıtmıştır. İş kazaları dediğimizde ilk aklımıza gelen geçen yıl İstanbul Esenyurt’ta inşaat işçilerinin kaldığı barakalarda meydana gelen yangın ve vefat eden çalışanlar, daha öncelerine gidersek Tuzla tersanelerinde olan iş kazaları ve yine hayatını kaybeden çalışanlar, hayata veda eden insanlar vardı. Geçtiğimiz yıllarda İstanbul Davutpaşa’da meydana gelen patlamayı, ölen veya yaralanan çalışanları hepimiz hatırlarız.

Çalışma hayatında meydana gelen bu olumsuzlukların en aza indirilmesi için çıkartılan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 20.06.2012 tarihinde Meclis’te kabul edilmiş ve Resmi Gazete’de yayımlanmıştır(1).

İş güvenliği, sosyal güvenlik, emeklilik gibi toplumun büyük kesimlerini ilgilendiren, taraflar arasında mutabakatla çözülmesi gereken konuların düzenlendiği yasaların yasalaşma süreci sancılı olduğu gibi uygulamaya geçişi de kademelendirilmektedir. Yürürlüğe girişinin kademelendirilmesi bile tek başına kanunun düzenleme alanının ne kadar zor olduğunu göstermektedir(2). 

II- YASA’NIN UYGULAMA ALANI

Yasa’nın uygulama alanı çok geniş bir şekilde belirlenmiş, kamu ve özel sektöre ait hemen bütün işler ve işyerleri, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekilleri, çırak ve stajyerler de dâhil olmak üzere tüm çalışanların faaliyet konuları kapsama dahil edilmiştir.

Yasa’nın uygulanmayacağı faaliyetler “Kapsam ve İstisnalar” başlıklı ikinci maddesinde sayılmış olup, buna göre;

– Fabrika, bakım merkezi, dikimevi ve benzeri işyerlerindekiler hariç Türk Silahlı Kuvvetleri, genel kolluk kuvvetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının faaliyetleri,

– Afet ve acil durum birimlerinin müdahale faaliyetleri,

– Ev hizmetleri,

– Çalışan istihdam etmeksizin kendi nam ve hesabına mal ve hizmet üretimi yapanlar,

– Hükümlü ve tutuklulara yönelik infaz hizmetleri sırasında, iyileştirme kapsamında yapılan işyurdu, eğitim, güvenlik ve meslek edindirme faaliyetleri

Yasa’nın uygulama alanı dışında kalan faaliyetler olmuştur.

Sigortalı çalıştırmaksızın kendi nam ve hesabına çalışan 4/b’li sigortalılar (eski adıyla Bağ-Kurlular)  bu yasanın kapsamı dışındalar.

Bu yönüyle bakıldığında iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili yasal düzenleme 4857 sayılı İş Kanunu dışında 854 sayılı Deniz İş Kanunu ve 212 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun (Basın İş) kapsamında bulunan yerleri de kapsamaktadır.

Yasa genel itibarıyla 30.12.2012 tarihinde yürürlüğe girecek olmakla birlikte iş yerlerinin tehlike durumu ve çalışan sayıları dikkate alınarak farklı yürürlük tarihleri öngörülmüştür. Buna göre; 50 ve fazla çalışanı olan işyerlerinde 30.12.2012 tarihinde, 50’den az çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 30.06.2013 tarihinden, kamu kurumları ile 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 30.06.2014 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş olacaktır.

İşyerlerinin “az tehlikeli”, “tehlikeli” veya “çok tehlikeli” sınıflardan hangisine dahil olduğunu belirleyen ikincil düzenleme olarak İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliği de Resmi Gazete’de yayımlanmıştır(3).

Yine Yasa’nın ikincil düzenlemelerinden olan İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik, İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği, İş Sağlığı ve Güvenliği Risk Değerlendirmesi Yönetmeliği olmak üzere üç yönetmelik daha yayımlanmış ve yürürlüğe girmiştir(4).

Yasa’da ve daha sonra çıkan ikincil düzenlemeler olan yönetmeliklerde işyerlerinin tehlike durumu ve çalışan sayıları baz alınarak yasanın bazı maddelerinin yürürlük tarihleri, işverenin/işyerinin yükümlülükleri sayılmış, yükümlülüklere uyulmaması durumuna göre de idari para cezaları getirilmiştir.

Burada tartışmalı olan en önemli üç konudan birincisi; risk değerlendirmesinin tüm işyerleri için yapılıp yapılmayacağı, ikincisi; iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimlerinin çalışacağı süre konusunda işyerinin mi yoksa işverenin mi çalıştırdığı sigortalı sayısının esas alınacağı, üçüncüsü; yasa ile getirilen iş güvenliği hizmetlerinin alınabileceği yeterli iş güvenliği uzmanı olup olmadığı konusudur.

III-  RİSK DEĞERLENDİRMESİNİ BÜTÜN İŞYERLERİ YAPACAK

Yasa işyerlerini “az tehlikeli”“tehlikeli” veya “çok tehlikeli” sınıflarına ayırmakta ve iş yerinin tehlike sınıfı ile çalışan sayısına göre yürürlük tarihi belirlenmektedir. İşverenlerin iş sağlığı ve güvenliği yönünden işyeri hekimi çalıştırması, iş güvenliği uzmanı çalıştırması, diğer sağlık personeli çalıştırması ile ilgili değerlendirmelerini yapıp, işyerinin tehlike sınıfı ve çalışan sayılarını dikkate alarak ne kadar süre ile bu hizmetleri alacağını hesaplaması gerekiyor.

6331 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre bütün işyerlerinin risk değerlendirmesi yapması gerekiyor. Burada dikkat edilmesi gereken husus risk değerlendirmesi için geçerli olacak tarihin bütün iş yerlerinde 30.12.2012 tarihi olmasıdır. Yasa’nın yürürlük maddesinde 6, 7 ve 8. maddeleriyle ilgili hükümlerin işyerlerinin az tehlikeli, tehlikeli ve çok tehlikeli oluşuna, ayrıca çalışan sayısının 50’nin üzerinde olup olmadığına göre sınıflandırma yapılmış, risk değerlendirmesi ile ilgili 10. madde için böyle bir düzenleme yapılmamıştır. Yasa’nın kapsamına giren bütün işyerlerinde 30.12.2012 tarihi itibarıyla risk değerlendirilmesi yapılmış olması gerekmektedir. www.osmanozbolat.com

Yasa’da idari para cezalarını düzenleyen 26. maddeye göre risk değerlendirmesi yapmayan işyerlerine idari para cezası verilecektir. Yasa’nın 26.ç maddesinde 10. maddesinin birinci fıkrasına göre risk değerlendirmesi yapmayan veya yaptırmayan işverene 3.000 TL, aykırılığın devam ettiği her ay için 4.500 TL idari para cezası uygulanacağı belirtilmektedir.

Birçok işveren işletmesinin yasa kapsamına girmediğini ya da ileri tarihte bu kapsama gireceğini düşünürken risk değerlendirmesi yapmaması nedeniyle idari para cezasına muhatap olabilecektir.

Öyle ki yasal düzenlemeye göre, kendisi 4/b’li olup yanında bir sigortalı çalıştıran işverenin dahi risk değerlendirmesi yapması/yaptırması gerekmektedir.

IV- ÇALIŞAN KİŞİ SAYISININ ÖNEMİ VE İŞYERİ/İŞVEREN KONUSU

Yukarıda da belirttiğimiz üzere işyerinde çalışan kişi sayısı ve işyerinin tehlike derecesi söz konusu işyerinde yasanın sadece 6, 7 ve 8. maddeleri yönüyle uygulama tarihini başka bir ifade ile işyerinin bu maddeler yönünden de Yasa kapsamına giriş tarihini ve işyerinde çalıştırılacak iş güvenliği uzmanı ile işyeri hekiminin çalışma süresini belirleyecektir.

Çalışan sayısının 50’nin altında veya üstünde olmasına göre yasa kapsamına giriş tarihi belirlenecektir. Burada karşımıza çıkan önemli sorulardan biri 47 işçi çalıştıran 5 ortaklı bir limited şirket bu Yasa kapsamına hangi tarih itibarıyla girecektir? Ortakları da işyerinde çalışan kişiler olarak alacak mıyız? Ortakları çalışan kişiler olarak aldığımızda bu işyerinin 30.12.2012 tarihi itibarıyla 6331 sayılı Yasa kapsamına alınması gerekir. Yasa’dan anlaşıldığı kadarıyla Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen aylık prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı sigortalı (4/a’lı) sayısı dikkate alınarak yasa kapsamına giriş tarihi bulunacaktır. Kanaatimizce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının konuya ileride bu yönde açıklık getirmelidir.

Bundan daha önemli olup uygulamada işverenlerin kafasında soru işareti oluşturan başka bir husus ise birden fazla şubesi olan işverenlerin, yasa kapsamına girişleri (6, 7, 8. maddeler bakımından) ve yükümlülükleri işverenin toplam çalışanlarına göre mi yoksa her şube ayrı işyeri olarak alınıp her şubenin çalışan sayısı ayrı ayrı değerlendirilerek mi belirlenecektir? Gerek yasa da gerekse yönetmeliklerde bu yönde bir açıklık olmamakla birlikte yine kanaatimizce burada da her işyeri ayrı ayrı değerlendirilecektir. Örneğin (A) işvereninin 5 ayrı yerde şubeleri bulunduğunu varsayarsak her şube kendi başına değerlendirilecektir. (A) işvereninin Sosyal Güvenlik Kurumuna işyeri bildirgesi ile tescil ettirdiği her bir işyeri ayrı olarak değerlendirilecektir. Aynı il içinde 3 şubesi olan işveren içinde Türkiye genelinde 300 şubesi olan işveren için de her bir işyeri ayrı ayrı değerlendirilmek durumundadır.

Uygulamada çalışan sayılarının belirlenmesinde işyeri mi işveren mi esas alınacak konusu tartışılmakla birlikte 6331 sayılı Kanun’un tanımlar kısmında işveren ve işyerinin tanımlandığı, buna göre işveren; “çalışan istihdam eden gerçek veya tüzel kişi yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşları”, işyeri ise “mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile çalışanın birlikte örgütlendiği, işverenin işyerinde ürettiği mal veya hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen işyerine bağlı yerler ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve mesleki eğitim yerleri ve avlu gibi diğer eklentiler ve araçları da içeren organizasyonu” ifade etmektedir.

İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelikte İş Güvenliği Uzmanlarının Çalışma Süreleri başlıklı 12. maddenin;

“Madde-12: (1) İş güvenliği uzmanları, bu Yönetmelikte belirtilen görevlerini yerine getirmek için aşağıda belirtilen sürelerde görev yaparlar:

a) 10’dan az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde çalışan başına yılda en az 60 dakika.

b) Diğer işyerlerinden:

1) Az tehlikeli sınıfta yer alanlarda, çalışan başına ayda en az 10 dakika. İş sağlığı ve güvenliği tüm mesleklerde işçilerin bedensel, ruhsal, sosyal iyilik durumlarını en üst düzeye ulaştırmak, bu düzeyde sürdürmek, işçilerin çalışma şartları yüzünden sağlıklarının bozulmasını önlemek amacıyla yapılan çalışmaları ifade eder.

İş sağlığı ve güvenliği gerek işveren gerekse çalışan olarak iş hayatının içinde olan herkesi ilgilendiren bir kavramdır. İş sağlığı ve güvenliği yasası ile iş kazalarının azaltılması bir yana bundan da öte çalışanların bedensel, ruhsal, sosyal iyilik durumlarının en üst düzeye çıkartılması hedeflenir. Kimi zaman gazete haberlerinden okuduğumuz kimi zaman televizyonlarda duyduğumuz iş kazaları hemen hepimizin içini acıtmıştır. İş kazaları dediğimizde ilk aklımıza gelen geçen yıl İstanbul Esenyurt’ta inşaat işçilerinin kaldığı barakalarda meydana gelen yangın ve vefat eden çalışanlar, daha öncelerine gidersek Tuzla tersanelerinde olan iş kazaları ve yine hayatını kaybeden çalışanlar, hayata veda eden insanlar vardı. Geçtiğimiz yıllarda İstanbul Davutpaşa’da meydana gelen patlamayı, ölen veya yaralanan çalışanları hepimiz hatırlarız.

Çalışma hayatında meydana gelen bu olumsuzlukların en aza indirilmesi için çıkartılan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 20.06.2012 tarihinde Meclis’te kabul edilmiş ve Resmi Gazete’de yayımlanmıştır(1).

İş güvenliği, sosyal güvenlik, emeklilik gibi toplumun büyük kesimlerini ilgilendiren, taraflar arasında mutabakatla çözülmesi gereken konuların düzenlendiği yasaların yasalaşma süreci sancılı olduğu gibi uygulamaya geçişi de kademelendirilmektedir. Yürürlüğe girişinin kademelendirilmesi bile tek başına kanunun düzenleme alanının ne kadar zor olduğunu göstermektedir(2). 

V- İŞ GÜVENLİĞİ UZMANI SAYISININ YETERLİ OLUP OLMADIĞI KONUSU

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının açıklamalarına göre (A, B ve C sınıfı sertifikalar toplamı) Türkiye de 15.000 civarında iş güvenliği uzmanı bulunmakta olup kısa vadede bu sayıdaki uzmanın işyerlerinin ihtiyacına cevap verebilmesi çok zordur.

6331 sayılı Yasa’nın 8. maddesi gereği “çok tehlikeli” sınıfta yer işyerlerinde (A) sınıfı sertifikalı iş güvenliği uzmanı, “tehlikeli” sınıfta yer alan işyerlerinde (B) sınıfı sertifikalı iş güvenliği uzmanı, “az tehlikeli” sınıfta yer alan işyerlerinde (C) sınıfı sertifikalı iş güvenliği uzmanının görev yapması gerekmektedir. İş güvenliği uzmanlarının sayısının azlığı nedeniyle yasa ile geçici bir çözüm getirilmiştir. 6331 sayılı Yasa’nın geçici 4. maddesine göre,“çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde (A) sınıfı belgeye sahip iş güvenliği uzmanı görevlendirme yükümlülüğü, bu işyerlerinde Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle (B) sınıfı belgeye sahip iş güvenliği uzmanı görevlendirilmesi; tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde ise (B) sınıfı belgeye sahip iş güvenliği uzmanı görevlendirme yükümlülüğü, bu işyerlerinde Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle (C) sınıfı belgeye sahip iş güvenliği uzmanı görevlendirilmesi” kaydıyla yerine getirilebilecektir.

Bakanlıkça iş güvenliği uzmanlarının sayısının arttırılması için ve yeterli düzeye çıkarılabilmesi için bir an evvel gerekli çalışmaların yapılması gerekmektedir.

VI- SONUÇ

Ülke gündemini uzun süre meşgul eden, işçilerin hayatının kaybına yol açan iş kazalarının en aza indirilmesi, çalışanların bedensel ve ruh sağlıklarının korunması amacıyla çıkartılan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 30.06.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak kademeli bir şekilde yürürlüğe girmiştir. Kademeli olarak yürürlüğe girerken, kademelendirmede işyerlerinin tehlike dereceleri ve çalışan sayıları esas alınmıştır. Yasa esas olarak 30.12.2012 tarihinde yürürlüğe girmekle birlikte, 6, 7 ve 8. maddeleri yönüyle, 50 ve daha fazla çalışanı olan işyerlerinde 30.12.2012 tarihinde, 50’den az çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 30.06.2013 tarihinde, kamu kurumları ile 50’den az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 30.06.2014 tarihinde yürürlüğe girmektedir.

Yasa ile daha önce faklı kanunlarda ve dağınık bir şekilde düzenlenmiş bazı hükümler bir kanunda toplanmış ilave bazı düzenlemelerle de iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışanların ve işverenlerin yükümlükleri derli toplu hale getirilmiştir.

Her yasanın uygulamasında ortaya çıkabilecek bazı yorum farklılıkları gibi 6331 sayılı Yasa’nın da uygulamasında da bir takım yorum farklılıkları olmaktadır. Ancak bazı konular yorum farklılığından öte gerekli mi değil mi tartışmasını da getirmektedir. Yasa’nın 10. maddesinde düzenlenmiş bulunan risk değerlendirmesi konusu bunlardan birisi ve en önemlisidir. Belli büyüklükte olan, tehlikeli işlerin yapıldığı işyerleri için risk değerlendirmesi yapılması, risk değerlendirmesi raporu düzenlenmesi şartı mutlaka olmalıdır, ancak bunu bir sigortalı çalıştıran bakkala, markete teşmil etmek yasanın amaçladığı bir husus değildir diye düşünüyoruz. Yine bu şekilde yasanın 6, 7 ve 8. maddelerinin yürürlüğü için kademeli bir geçiş öngörülmüşken risk değerlendirmesi konusunu düzenleyen 10. maddesi uygulamasının 30.12.2012 tarihi itibarıyla olması da bir başka sıkıntıyı beraberinde getirmektedir.

Yasanın belirlediği kademeye göre, 30.06.2014 tarihinden itibaren iş sağlığı ve güvenliği uzmanı çalıştırması gereken bir işverenin, 30.12.2012 itibarıyla risk değerlendirmesi yaptırılması gerekmektedir. Çelişen bu hususun Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili 6, 7 ve 8. maddelerde kademeli geçiş öngörüldüğü halde risk değerlendirmesi işleminde bu kademenin olmamasını bunun gözden kaçan bir husus olduğunu düşündürmektedir. Bakanlıkça, işverenler tarafından risk değerlendirmesi yapılması yani 6331 sayılı Kanun’un 10. maddesinin yürürlüğü konusunda da 6, 7 ve 8. maddelerdeki kademelendirmenin yapılması yönünde yasal düzenleme yapılması için çalışma yapılması gerekmektedir. 

Yazar: Mustafa CERİT*

Yaklaşım / Şubat 2013 / Sayı: 242

Sosyal Güvenlik Kurumu Başmüfettişi, SGK İstanbul İl Müdür Yrd.

(1)        30.06.2012 tarih 28339 sayılı Resmi Gazete ’de yayımlanmıştır.

(2)        Kanun’un yasalaşma süreciyle ilgili olarak Bkz. Şeyda AKTEKİN, “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun Tasarısında Dünden Bugüne”, Sicil, Sayı: 25, Mart 2012

(3)        26.12.2012 tarih 28509 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

(4)        29.12.2012 tarih 28512 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. 

 

Bir önceki yazımız olan Hastanelerde kimler katılım payı ödemez? başlıklı makalemizde fark ücret, Katılım Payı ve muayene ücreti hakkında bilgiler verilmektedir.

Yazar: Osman Özbolat

İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Mevzuatı ile ilgili her türlü sorularınızı ve danışmanlık taleplerinizi İLETİŞİM bölümüne yazarak bize ulaştırabilirsiniz. Şirketinize ait ücretsiz teşvik analizi yaptırmak ve Sgk ve İş-Kur teşviklerinden etkin bir şekilde yararlanmak için de www.insdanismanlik.com adresimizi ziyaret edebilir uzmanlarımızdan görüş ve öneri alabilirsiniz.

Bu yazıyı paylaş

  • facebook-share
  • tweet-it
  • friendfeed
  • plus-it

yorumlar