İşverene Verilen Zarar Sebebi ile İmzalanan Senetler Geçerli midir?

İşverene verilen zarar sebebi ile imzalanan senetler geçerli midir sorusu hem çalışanların hemde işverenlerin karşılaştıkları olumsuz olaylar sonucu merak ettiği konudur.

Özellikle para ile doğrudan ilişkisi olan görevlerde çalışan personelin bir an için zor duruma düşmesi ya da şeytana uyması gibi sebeplerle eriştiği parayı kendi hesabına geçirmesi veya yaptığı tahsilatı işverene bildirmemesi gibi olaylarla karşılaşılmaktadır. Bu durumda çalışanın parayı hemen iade etmemesi durumunda genelde iş sözleşmesinin feshi ile birlikte çalışana borcuna karşılık senet imzalatılmaktadır.

Çoğu zaman yaptığı eylem tespit edilen personel, içinde bulunduğu durum, utanma ve korku ya da belki bir af ümidi ile bu senetleri sorun çıkartmadan imzalamakta ancak umduğu durum ortaya çıkmayınca bu senetleri ödememe ve icraya verilme durumu ile karşılaşmaktadır.

Peki, işverene zarar veren çalışanın imzalamış olduğu bu senetler geçerli midir? Borçlu baskı altında senedi imzalamak zorunda kaldığını, korktuğunu vs ileri sürüp senedin geçersizliğini ileri sürebilir mi?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.10.2016 tarih ve 2014/9-1138 E. ve 2016/995 K. sayılı kararına konu olan olaylarda bu sorunun cevabı verilmiştir. Karara konu olan olaylarda;

Davacı işçi, 30.07.2008 vade tarihli, tanzim tarihi bulunmayan 75.000.00 TL. bedelli senet ( bono ) ile 30.08.2008 vade ve 11.07.2008 tanzim tarihli 75.000.00 TL bedelli bonoların davacıdan ceza ve hapis yatırma tehdidiyle, manevi baskı ve ikrah altında alınmış senetler olduğunu ileri sürerek, bu senetlerin karşılığında borçlu bulunmadığının tespitine ve geçersiz senetler için ödenen bedellerin ödeme tarihinden itibaren iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı işveren, dava konusu senetlerin senet borçluları tarafından şirkette çalıştıkları dönemde çeşitli hileler yaparak kendi lehlerine menfaat sağlamaları ve davalı şirket yetkililerinin bunu fark etmesi sonucu şirket aleyhine doğmuş ve ilerde doğacak olan tüm maddi ve manevi zararın tazmini amacıyla davalı ve diğer çalışanların kendi rızaları ile verdikleri senetler olduğunu, satış elemanı olarak şirkette çalışan davacı ve diğer senet borçlusunun çeşitli zamanlarda yaptıkları usûlsüz ve hileli satışlarla elde edilen paraları kendi adlarına tahsil ettiklerini, davacı ve diğer satış elemanının hileli işleriyle ilgili olarak hukuki yollara başvurmanın tehdit olmadığını, 900,00 TL maaşla işçi olarak çalışan davacının senet bedellerinin ihtirazi kayıtsız olarak sürelerinde ödeyebildiğini, bu durumda müzayaka iddiasının da dayanaksız kaldığını ileri sürerek davanın esastan reddini savunmuştur.

Ankara 18.İş Mahkemesi’nce, senetlerin bir ceza kovuşturması sırasında hapis cezası tehdidi altında ve ceza davasından vazgeçme karşılığında alındığı, ceza davasına konu edilen zararlandırıcı eylemin ne olduğu, verilen zararın ne şekilde ve ne miktar olduğu yolunda kayıt, belge, bilirkişi raporu v.b. bir kanıt bulunmadığı, bu durumda senetlerin kambiyo senedi olarak geçerli olmadığı, tehdit ve müzayaka altında alındığı ve senetteki borç ilişkisinin de kanıtlanamadığı gerekçesiyle davacının davasının kabulüne karar verilmiştir.

Kararı yasal süresi içinde davalı vekili temyiz etmiştir.

Dosyayı inceleyen Yargıtay 9.Hukuk Dairesi ise;

Ceza davası içeriğine ve davacının müdafi aracılığıyla alınan açık anlatımına göre işyerinde satış elemanı olarak görev yapmış olan davacının bazı ürünlerin satış bedellerinin bir kısmını kasaya koymayarak kendisine aldığı sabittir. Davacı işçinin sözü edilen haksız eylemi sebebiyle işverenin bir zararının olduğu da kuşkusuzdur.

Bu noktada temel sorun, ceza yargılamasında şikayetten vazgeçme baskısıyla düzenlendiği anlaşılan senetlerden dolayı davacı işçinin ne kadar borçlu olduğu noktasında toplanmaktadır. Zira senetlerin düzenlendiği aşamada işverence gerçek zarar miktarı belirlenmemiştir. Davalı şirket temsilcisi yargılama sırasında, "600.000,00 TL de desek imzalayacaklardı" şeklinden anlatımda bulunmuştur. Bu durumda senetlerin her bir işçinin işverene verdiği zarar noktasında ayrıştırılmaksızın düzenlendiği sabittir.

Davalı işveren davacının haksız eylemleri sonucu uğradığını ileri sürdüğü zarar miktarını kanıtlamak durumundadır. Bu yönde dosyaya işveren kayıtları sunulmuş olup, mahkemece sözü edilen kayıtlar değerlendirilmeksizin karar verilmesi hatalıdır. Konunun uzmanı olan mali müşavir bilirkişi marifetiyle davacının yapmış olduğu satış bedellerinin ne kadarının işveren kayıtlarına geçirilmediği belirlenmeli ve sonucuna göre davacının sorumlu olduğu tutar belirlenerek bu miktar yönünden bir karar verilmelidir. Öte yandan davaya konu senet bedeli davacı dışındaki diğer işçilerin verdiği zarar iddialarını da kapsadığından davacının senet sebebiyle sorumlu olduğu miktar belirlenmeli ve davacının senetten dolayı işverene yaptığı ödemenin fazla olması durumunda iadeye dair karar verilmelidir.

Gerekçesiyle kararı bozmuş ancak Ankara 18.İş Mahkemesi önceki kararında direnmiştir. Direnme kararının temyizi üzerine dosya Hukuk Genel Kurulu'nun önüne gelmiş ve Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna göre; uyuşmazlık; davacının yapmış olduğu satış bedellerinin ne kadarının işveren kayıtlarına geçirilmediğinin tespiti ve davacının dava konusu senetler sebebiyle sorumlu olduğu miktarın belirlenmesi için araştırma yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

“Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, davaya konu olaya Türk Borçlar Kanununun 30. vd. maddelerinde belirtilen irade fesadı hallerinin uygulanmasının gerektiği dikkate alındığında, yerel mahkeme direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. “

Gerekçesi ile direnme kararının bozulmasına karar vermiştir.

SONUÇ

1- Personelin çalıştığı dönemde; hukuka aykırı sebepler ile işverene verdiği zarar gerekçesi ile imzaladığı senetler kural olarak geçerlidir.

2- Personel, bu senetleri cezai şikayet tehditi altında manevi baskı ile verdiğini ileri süremez. Ancak gerçekten bir baskı veya şiddet var ise o durumun ispatlanması gerekir.

3- Ancak işveren de gerçekten personelin kendisine verdiği zararı ispatlaması gerekir. İşverenin ispatlayabildiği zarar, senetteki miktardan düşük ise ispatlanamayan kısım kadar borçlu olmadığı ya da işverenin iade etmesine karar verilmesi gerekir.

İlgili YARGITAY KARARI;

T.C.

YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu

Esas No : 2014/9-1138

Karar No : 2016/995

Tarih : 26.10.2016

 

DAVA :

Taraflar arasındaki "menfi tespit ve istirdat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 18. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 23.11.2010 gün ve 2009/822 E., 2010/718 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekilince istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 08.10.2013 gün ve 2013/8475 Esas-2013/25390 Karar sayılı ilamı ile;

(…Davacı işçi, 30.07.2008 vade tarihli, tanzim tarihi bulunmayan 75.000.00 TL.bedelli senet (bono) ile 30.08.2008 vade ve 11.07.2008 tanzim tarihli 75.000.00 TL bedelli bonolorın davacıdan ceza ve hapis yatırma tehdidiyle, manevi baskı ve ikrah altında alınmış senetler olduğunu ileri sürerek, bu senetlerin karşılığında borçlu bulunmadığının tesbitine ve geçersiz senetler için ödenen bedellerin ödeme tarihinden itibaren iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı işveren, dava konusu senetlerin senet borçluları tarafından şirkette çalıştıkları dönemde çeşitli hileler yaparak kendi lehlerine menfaat sağlamaları ve davalı şirket yetkililerinin bunu fark etmesi sonucu şirket aleyhine doğmuş ve ilerde doğacak olan tüm maddi ve manevi zararın tazmini amacıyla davalı ve diğer çalışanların kendi rızaları ile verdikleri senetler olduğunu, senet bedellerinin iş aktinden veya İş Kanunundan doğan bu alacaktan kaynaklanmadığını, davanın kambiyo senedine ve limited şirketle ilgili olması nedeniyle Ticaret Mahkemesinin görevi dahilinde olduğunu, davalı tarafın itirazi kayıtsız ödediği senet bedellerinin zamanaşımına uğradığını ileri sürerek davanın usûle aykırı olarak açıldığını, diğer yandan da satış elemanı olarak şirkette çalışan davacı ve diğer senet borçlusunun çeşitli zamanlarda yaptıkları usûlsüz ve hileli satışlarla elde edilen paraları kendi adlarına tahsil ettiklerini, davacı ve diğer satış elemanının hileli işleriyle ilgili olarak hukuki yollara başvurmanın tehdit olmadığını, 900,00 TL maaşla işçi olarak çalışan davacının senet bedellerinin ihtirazi kayıtsız olarak sürelerinde ödeyebildiğini, bu durumda müzayaka iddiasının da dayanaksız kaldığını ileri sürerek davanın esastan reddini savunmuştur.

Mahkemece, senetlerin bir ceza kovuşturması sırasında hapis cezası tehdidi altında ve ceza davasından vazgeçme karşılığında alındığı, ceza davasına konu edilen zararlandırıcı eylemin ne olduğu, verilen zararın ne şekilde ve ne miktar olduğu yolunda kayıt, belge, bilirkişi raporu v.b. bir kanıt bulunmadığı, bu durumda senetlerin kambiyo senedi olarak geçerli olmadığı, tehdit ve müzayaka altında alındığı ve senetteki borç ilişkisinin de kanıtlanamadığı gerekçesiyle davacının davasının kabulüne karar verilmiştir.

Kararı yasal süresi içinde davalı vekili temyiz etmiştir.

Davaya konu senetlerin, davacının da aralarında olduğu bazı işçilerin satış bedellerinin bir kısmını şirket kayıtlarına yansıtmayarak menfaat temin ettikleri iddiasına dayalı olarak düzenlendiği tartışmasızdır. Davacı işçi ve bazı diğer işçiler müdafi aracılığıyla poliste ve savcılıkta verdikleri ifadelerinde olayı ikrar etmişler ve zarar karşılığı olarak davaya konu her iki senedin imzalandığını kabul etmişlerdir. Ceza yargılaması sırasında müşteki beyanında 30.07.2008 ve 30.08.2008 vade tarihli iki adet senedin, zarar karşılığı olarak belirlenerek ödendiğini, zararın karşılandığını belirterek şikayetten vazgeçtiğini bildirmiştir. Bunun üzerine ceza yargılaması sonunda davacı işçinin de aralarında olduğu sanıkların ikrarları ve yargılama sırasında zararı ödemeleri sebebiyle etkin pişmanlık hükümleri de uygulanarak indirim yapılmak suretiyle mahkumiyetlerine dair karar verilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar verilmiş ve karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Ceza davası içeriğine ve davacının müdafi aracılığıyla alınan açık anlatımına göre işyerinde satış elemanı olarak görev yapmış olan davacının bazı ürünlerin satış bedellerinin bir kısmını kasaya koymayarak kendisine aldığı sabittir. Davacı işçinin sözü edilen haksız eylemi sebebiyle işverenin bir zararının olduğu da kuşkusuzdur.

Ceza dosyası ve davalı vekilinin cevap dilekçesi içeriğine göre davacı işçinin de aralarında olduğu diğer bazı çalışanların borçlu ve kefil olarak adlarının yer aldığı 30.07.2008 ve 30.08.2008 vade tarihli 75.000,00 TL bedelli iki adet senet (bono) düzenlenmiştir. Senetlerin salt davacı işçinin zararı için değil, diğer işçilerin de işverene verdikleri zarar kapsamında müşterek borçluluk esasına göre düzenlendiği anlaşılmaktadır.

Bu noktada temel sorun, ceza yargılamasında şikayetten vazgeçme baskısıyla düzenlendiği anlaşılan senetlerden dolayı davacı işçinin ne kadar borçlu olduğu noktasında toplanmaktadır. Zira senetlerin düzenlendiği aşamada işverence gerçek zarar miktarı belirlenmemiştir. Davalı şirket temsilcisi yargılama sırasında, "600.000,00 TL de desek imzalayacaklardı" şeklinden anlatımda bulunmuştur. Bu durumda senetlerin her bir işçinin işverene verdiği zarar noktasında ayrıştırılmaksızın düzenlendiği sabittir.

Davalı işveren davacının haksız eylemleri sonucu uğradığını ileri sürdüğü zarar miktarını kanıtlamak durumundadır. Bu yönde dosyaya işveren kayıtları sunulmuş olup, mahkemece sözü edilen kayıtlar değerlendirilmeksizin karar verilmesi hatalıdır. Konunun uzmanı olan mali müşavir bilirkişi marifetiyle davacının yapmış olduğu satış bedellerinin ne kadarının işveren kayıtlarına geçirilmediği belirlenmeli ve sonucuna göre davacının sorumlu olduğu tutar belirlenerek bu miktar yönünden bir karar verilmelidir. Öte yandan davaya konu senet bedeli davacı dışındaki diğer işçilerin verdiği zarar iddialarını da kapsadığından davacının senet sebebiyle sorumlu olduğu miktar belirlenmeli ve davacının senetten dolayı işverene yaptığı ödemenin fazla olması durumunda iadeye dair karar verilmelidir. İşverene aynı anda üç işçinin zarar verdiğinin iddiaya konu olması ve davacının hazırlık soruşturması sırasında 25.000,00 TL bedelli dört ayrı senet imzaladığını açıklamasına karşın, ceza yargılaması sırasında şikayetçi vekili tarafından tüm sanıklar için 75.000,00 TL bedelli iki ayrı senet imzalandığının açıklanması sebebiyle davacının diğer sanıklarla birlikte müştereken borçlu olduğu davaya konu senet sebebiyle ödemek zorunda kaldığı tutar tespit olunmalıdır. Davacı işçinin senet sebebiyle ödemek zorunda kaldığı tutar, işverene verdiği zarardan fazlaysa menfi tespit ve iade isteğine dair bu davanın tespit edilecek miktar üzerinden kabulüne aksi halde reddine dair hüküm kurulmalıdır…)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

KARAR :

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, menfi tespit ve istirdat istemine ilişkindir.

Mahkemece; davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur. Mahkeme, önceki gerekçeler ile direnmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının yapmış olduğu satış bedellerinin ne kadarının işveren kayıtlarına geçirilmediğinin tespiti ve davacının dava konusu senetler sebebiyle sorumlu olduğu miktarın belirlenmesi için araştırma yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, davaya konu olaya Türk Borçlar Kanununun 30. vd. maddelerinde belirtilen irade fesadı hallerinin uygulanmasının gerektiği dikkate alındığında, yerel mahkeme direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ :

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8/son maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 26.10.2016 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

Bir önceki yazımız olan Kıdem Tazminatı Fonu ve Problemler başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Yazar: Osman Özbolat

İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatınıza ilişkin her türlü sorularınızı İLETİŞİM bölümüne yazarak bize ulaştırabilirsiniz.

Bu yazıyı paylaş

  • facebook-share
  • tweet-it
  • friendfeed
  • plus-it

yorumlar